Kaynaktan Deryaya
lebiderya
DUT PEKMEZİ
Dut pekmezinin faydaları oldukça fazladır.Kan oranı, şeker, damar, kolesterol ve kilo problemi olanlar ile sigara tiryakilerine oldukça yaralı olaran besin maddesidir.Bundan yıllar evel başıma gelen bir olayı anlatayım önce izninizle. Sonra da asıl konumuzu size aktaracağım.1986 yılında Fethiye`de bulunduğum bir esnadan gece dişim çok ağrıdı. Ağrı geçer diye düşündüm, fakat mümkün değil artıyordu. Hastaneye gittim. İki morfin yapıldı. Yüzüm uyuştu ama dişimin ağrısı geçmemişti. Doktordan; seskaljin ve alfasilin istedim. Ricamı yerinde getiren doktor ertesi gün mutlaka hastaneye gitmem gerektiğini söyledi. Denileni yaptım ertesi sabah hastaneye gidip dahiliyedeki görevli doktoru buldum. Durumu anlattım. Bilgim var diyereke benim filmimin çekilmesi için röntgen servisine gönderdi. Filmini alınca alıp bana geleceksin diyerek bana bir kart verdi. Filim öğleden sonra çıktı alıp doktorun verdiği adrese gittim. Filme baktı ve filimle ilgili bir yorum yapmadan bana; "Şimdi sana bir ilaç yazcam ama bu bildiğimiz ilaç değildir, dışardan temin edeceksin ihmal etmek yok altı ay kullanacaksın ve tekrar bana geleceksin." dedi. Kâğida bir şeyler yazıp bana uzattı.Kâğıtta yazılı olanları aynen yazıyorum şimdi sizlere:"Aşağıda belirttiğim ürünleri aynı gramajları ile temin edeceksiniz.Fındık, fıstık, tuzlu leblebi, çekirdeksiz kuru dut, çekirdekli siyah kuru üzüm, acı badem içi, tatlı badem içi, kaysı çekirdeği bunlardan 100 eg gram ve antep fıstığından da 150 gram alacaksın. Bir kilo da dut pekmezi temin edeceksin. Almış olduğun yiyeceklerin hepsini ayrı ayrı hemde ince ince havanda döveceksin. Dut pekmezi ile karıştıracaksın. Tekrar pekmezi bir kaba koyup normal sıcaklıkla bir yerde muhafaza edeceksin. Her sabah aç karnına bundan ilk iki ay için 2 yemek kaşığı ilk iki aydan sonra ise 3 yemek kaşığı yiyeceksin. Fakat bundan yedikten sonra ilk yarım saat su içmeyecek bir şey yemeyeceksin. Altı ay geçtikten sonra tekrar buraya geleceksin. Başka yerde de olsan mutlaka geleceksin.". Kâğıdı aldım. Doktora baktım, "Bana bakma, her şeyi yazım." dedi. Denileni harfiyen yerine getirdim. Altı ay sonra tekrar doktora gıittim. Doktor orada yoktu. Kaş ilçesine tatile gitmiş. Telefon ile buldular., durumu söylediler. Doktor tatilini yarım bırakıp geldi. Beni yeniden filme yolladı. Filim çekildi, bir gün sonra filmi aldım doktorun yanına gittim. Filme baktı. Öteki filmi saklamış. Onu da içerden bir yerden alıp getirdi ve bana, "Gel bak bu önceki filim, buda şimdi çekilen, haydi gözlerin aydın olsun, ama bu ilaca hiç ara vermeyeceksin." dedi. Ben de "Neler oluyor?" dedim. "Sen ağır bir darbe görmüşün ve bundan ciğerlerin ağır darbe görmüştü, ilaçla zor bir tadevi olacak uzun sürecekti, sana yazdığım ilacı bana ninem öğretmişti ve ben onu hiç ara vermeden kullanıyorum, bende onu sana yazdım, şimdi bir şeyin kalmamış." dedi. Doktorun dediği doğru idi. Ben büyük bir işkence görmüştüm. Kum torbası ile işkence yapılmıştı. O zaman sigara içmiyordum. Ama beni o sıkıntılı andan o doktorun bana olan yakın alakası ile o yazdığı ilaç sayesinde Allahın C.C. takdiri ile kurtuldum.Buradan sizlere şunu diyorum; bu ilaç hiç ara verilmeden kullanıldığı zaman çok büyük bir faydası vardır.Uygulayanlar faydasını mutlaka göreceklerdir. Çünkü kandaki şeker oranını ayarlıyor. Acı badem olması kolesterolü ayarlıyor. Tuzlu leblebi şeker oranını düşürüuor.Yemek yedirmeyip kiloyu ayarlıyor. Vücut ısısını ayarlıyor.Damarları açıyor. Ciğerleri temizliyor.Sağlıklı bir ömür dilerim
Saygılarımla
Allah Yar ve Yradımcınız Olsun
24 Mart 2008 Pazartesi
YÜCE TÜRK MİLLETİNE SESLENİŞ
KAYNAKTAN DERYAYA
LEBİDERYA
YÜCE TÜRK MİLLETİNE SESLENİŞ
Milli reflekslerin bitmesi, milletin yok olmasıdır.Milli değerlerden kopulup, en iyisini onlar bilir denilerek, düşünceleri bile başkalarına ihale etmek, nemelazımcı olmak, yalakalık yapmak, rüşvet almak, rüşvet vermek, zehir, uyuştucuru, beyaz kadın ticari, silah kaçakçığı, gümrük kaçakçılığı, kalpazanlık, kaçak işçi çalıştırmak, konumu ve durumu uygun halde vergi kaçırmak, askerden kaçmak, yalan ve gereksiz yere yemin etmek, zan altında bırakacak davranış yapmak, zan ile birini suçlamak, ekmeğini yediği ülkesinin aleyhine çalışmak, sır’ları ifşa etmek, insanları kendi şahsi ihtirasları için kullanmak, iftira atmak, haddini aşarak davranış göstermek, başkasının maddi ve manevi haklarına göz dikmek, iki yüzlülük ve riyakârlık yapmak, tacizcilik, kapkaç, hırsızlık, çepçilip, tırnakçılık, sahte ürün üreticiliği, tarihi eser kaçakçılığı, bu ülkede maaşlı imamın ardından namaz kılınmaz demek, milli değerlerimiz olan; tarih, ilim, kültür, bayrak, toprak, vatan ve manevi değerlerimiz olan; Ezan, Kur’an, Peygamber, Ecdad gibi mukaddes nitelikteki olmazsa olmazlarımızın üzerine oyun oynamak bu değerlerimizi tartışma konusu yapmak vb. olan bilimum ahlaksız davranışları yapmak ve yapılmasına cevaz vermek, göz yumma, yardım ve yataklık yapmak; ŞEREFSİZLİK’dir.Türk insanını; öfr ve adetlerinden hızla koparmak için özellikle 12 Eylül 1980 Tarihinden sonra;Kontrolsüz yayınlar, egzotik ve pronografik yayınlar, magazin haberleri, özümüze uygun olmayan hal hareket ve davranışlar önce yavaş yavaş başladı.BİR ÖRNEK VEREYİM;HOMOSEKSÜELLİKLE İLGİLİ OLARAK GAZETELERİN MAGAZİN SAYFALARINDA KÜÇÜK BİR BÖLÜME "BU KADAR DA OLMAZ Kİ CANIM GÖZ GÖRE" BAŞLIKLARI İLE ÖNCE HABERE YÖNLENDİRİLDİ VE GERÇEKLERİN YERİNE BU VE BENZERİ AHLAKSIZLIKLAR ÖYLE ZAMAN GELDİ Kİ NEREDE İSE GÜNLÜK KONUŞULAN KONU HALİNDE OLDU. O ZAMANLAR GAZETEYİ OKUYAN KİŞİ; "YA GAZETECİ NE YAPSIN ŞİMDİ BAKSANA O BİLE KARŞI ÇIKARAK YAZMİŞ, YADIRGAMIŞ." DİYE DEĞERLENDİRDİ.O YAZIYI AHLAK DERSİ SANDI. HALBU Kİ; AHLAKSIZLIK İŞLENİYORDU.12 EYLÜL ZALİMLERİFAHRİ KAİNAT’A (SAV) KARA SEVDALI OLAN; TÜRKİYE SEVDALILARINI İMHA PLANINI DEVREYE ALMIŞLARDI...BU FİDANLARIN; ANNE VE BABALARIN DA;EVDEKİ KÜÇÜK ÇOÇUKLARINA BAKIP AMAN AMAN ÖTEKİNİ KAYBETTİK MİLLİ DİYE DİYE GÖZ GÖRE GÖRE ELİMİZDEN ALDILAR. BARİ BU EVLADIMIZ BU İŞLERE KARIŞMASIN. BOŞVER VATANI MİLLETİ O DA NE İMİŞ, BİZE NE SAHİP ÇIKSINLAR, BU ÜLKE BATMAZ ONUN İÇİN OĞLANI KIZI AZ DA SERBEST BIRAKALIM.... DÜŞÜNCESİ OLUŞTU. TUZAK TUTMUŞTU İSTENEN DE BU İDİ ZATEN.TAM BU NOKTADA;BİRLERİ ÇIKIP; "TÜRK’ÜM DEMEK DİNSİZLİKTİR." DEMEYE BAŞLADILAR.OYUNUN İKİNCİ PERDESİ DE SAHNEYE KONULMUŞTU.MİLLET YAVAŞ YAVAŞ DEĞERLERİNDEN KOPUYORDU.12 EYLÜL ZULMÜNE UĞRAMIŞ OLANLAR GENELLİKLE 1991 DE MEDRESE-İ YUSUFİYE’DEN DIŞARI ÇIKTIKLARINDA; SANKİ ASIRLAR GEÇMİŞ; İNSANLAR BİR GARİP OLMUŞLARDI.... NEMELAZIMCILIK HAD SAFHAYA ULAŞMIŞ, AHLAKSIZLIK DİZGİNLENEMEYECEK BOYUTLARA VARMIŞTI. KİMİZİ BU DÜZENE KARŞI ÇIKTI. ÇÜNKÜ BU TEHLİKE; KENDİLERİNİ FEDA ETTİKLERİ İDEOLOJİK, DIŞ KAYNAKLI TEHDİTLERDEN ÇOK DAHA TEHLİKELİ İDİ. NE YAZIK Kİ; KİMİSİ BU TEHLİKELİ GİDİŞATIN ÇARKINA KAPILDI.AŞAMA AŞAMA GELİŞMELER OLUYORDU;İHANET BOŞ DURMUYORDU, FAKAT YÜCE MİLLET UYUTULUYORDU...FUTBOL VE MAGAZİN HAYATIN PARÇASI HALİNE GETİRİLMİŞTİ. EN İYİ UYUTMA TAKTİĞİ MAALESEF TUTTU.TARİHİ ESER KAÇAKÇILIĞI CAİZ’DİR DEDİLER.BU DEVLETE VERGİ VERİLMEZ DEDİLER.DEVLET MÜSLÜMAN DEĞİL CUMA NAMAZI FARZ DEĞİLDİR DEDİLERFAİZ HARAM DEĞİL DEDİLER.KENDİ DÜZENİMİZİ GETİRENE KADAR DA HER TÜRLÜ ÖRGÜT İLE İŞBİRLİĞİ YAPINIZ DEDİLER....BU KISMI DİKKATLE İNCELEYİNİZ.BURADA BELİRTTİĞİM GELİŞMELER İLE ALT PARAGRAFTAKİ GELİŞMELER AYNI KAYNAKLIDIR.BUARADAN HAREKETLE SAMİMİYETSİZLİKLERİ NET GÖRELİM LÜTFEN...HER KARIŞINDA ŞEHİTİN KANI OLAN BU TOPRAKLARDA "DOMUZ BESİCİLİĞİ TEŞVİK EDİLDİ""ALLAH İNDİNDE TEK DİN İSLAMDIR" AYET’İNİN HUTBELERDE OKUNMASI YASAKLANDI.BU AYET’E RAĞMEN ; "DİNLERARASI DİYALOG" SOYTARILIĞI DA BAŞLATILDI.KİLİSE VE HAVRALAR HIZLA RESTORE EDİLDİ.BUNUN ADINA DA HERKESE SAYGI GÖSTERMEK DENİLDİ.AMA DIŞARIDAKİ ECDAD YADİGARLARI YER BİR EDİLİRKEN SES EDİLEMEDİ.ONLAR HEP GİZLENDİMİLLET GEÇİM DERDİNE DÜŞÜRÜLDÜ.TAM O NOKTADA İNTERNET HIZLA HAYATIMIZA GİRDİ.FARKLI DÜNYA İDİ;ÖNCE "KAFAMI DAĞITAYIM, ŞU KÖROALSI STRESİMİ ATAYIM DİYE NORMAL HAYAT İÇİNDE OLMASI MÜMKÜN OLMAYAN DAVRANIŞLAR KÜÇÜK KÜÇÜK HAYATA GİRMEYE BAŞLADI.OKEY TAVLA SOHBET KANALLARI HIZLA YAYILDI.BELLİ KONTRÖLÜ YOKTU;KONROL ETMEK İSTEYEN HİÇ YOKTU.İNTERNETİN GETİRDİĞİ İYİ YÖNLERE PEK BAKAN OLMADI; İYİ YANLARDA DURUYORMUŞ GİBİ YAPANLARDA GİZLİDEN AÇIKTAN AHLAKİ EREZYONUN SON HALKASI OLAN SİTELERE BAKTILAR.ARTIK MİHENK TAŞLARI YAN YANA KONULMUŞ, MERDİVENLER OLUŞTURULMUŞTU.MİLLET KENDİ ÖZÜNDEN UZAKLAŞTIĞINA GÖRETARİHİ DEĞERLERE KARŞI DÜN OLDUĞU GİBİ BUGÜN DE; SALDIRILAR BAŞLATILABİLİRDİ.ÖYLE OLMALIYDI Kİ;BİR TÜRK;TANRI DAĞI LAFINI DUYUNCA O LAFTAN KORKAR KAÇAR HALE HALE GELMELİYDİ.ÖYLE OLMALIYDI Kİ; ŞEYH ŞAMİL DENİLDİĞİ ZAMAN MİLLET; AMAN AMAN SİZ ORDA MISINIZ? DÜNYA AYA GİDİYOR GİDİYOR DİYECEKTİ.MEDENİYET İLE; ADABIUYGARLIK İLE EDEBİSANAYİİ İLE DE; ECDADI UNUTTURMA ÇALIŞMALARI YAPILDI.AYA GİTMEK İLE ŞEYH ŞAMİL’İ KARŞILAŞTIRACAK KADAR CAHİL BİR UCUBE MEYDANA GETİRİLDİ.TEKNOLOJİ İLE KÜLTÜR KARIŞTIRILDI. KÜLTÜRÜN NE OLDUĞU UNUTTURULDU.EDEBİYAT SÖYLEMİ ADI ALTINDA KALEME ALINAN EDEPSİZ SÖYLEMLERE EDEBİYATIN BİR PARÇASI DENİLDİ.O EDEPSİZLİĞİ YAPANA DA YAZAR, ROMANCI, EDEBİYATÇI, ŞAİR DENİLDİ.YA ÖTEKİLER;ONLAR DÜNÜNÜ HİÇ UNUTMADI. HER SENE EFES’E GELDİLER. ARAPGİR’E GELDİLER. AKDAMAR’A, AGORA’YA, ASPENDOS’A, PERGE’YE, MİLATES’E GELDİLER.BİZ GÖZÜMÜZÜN ÖNÜNDEKİ HAZRETİ FATİH’N KABİRNE BİLE GİTMEDİK.AHLAKSIZLIKLARA KILIF DA BULDULAR...ONUN YERİ BAŞKA ÖTEKİNİN YERİ BAŞKA DENİLDİ...ŞİMDİ OPERASYON ZAMANI DEDİLER..ADI NE OLSUN...ÖYLE YA;OYUN SAHNELECEK; ÖYLE İSİMLER BULMALIYIZ Kİ; BU MLLET TÜRK’ÜM DEMESİN. TÜRK LAFINI DUYMASIN , SOYLEMESİNADINI NE DİYELİM;ERGENEKON LA BAŞLADILAR, OPERASYON ADI BULMAKTA ZORLANIRSA YARDIMCI OLALIM... BOZKIR YAYLASI,SAKARYA TÜRKÜSÜ OLSUNDAĞISTAN OLSUNŞAMİLİN EVLATLARI OLSUNHAZRETİ FATİH TORUNLARIÇALDIRAN OLSUN, ŞİRPENCE OLSUN, MEHMET AKİF OLSUN, KIZIL SULTAN DA DEYİN, OĞUZ BOYU, SELÇUK SOYU OLSUN, SULTAN ALPARSLAN OLSUN, KILIŞARSLAN OLSUN, MALKOÇOĞLU OLSUN, AKŞEMSEDDİN OLSUN, YUNUS EMRE OLSUN...HACİ BEKTAŞ OLSUN, HACI BAYRAM VELİ OLSUN, SÜTÇÜ İMAM OLSUN, SOMUNCU BABA OLSUN, YAYHA ÇAVUŞ OLSUN, KOCA SEYİT OLSUN, EDİNCİKLİ MEHMET OLSUN, DİYARBAKIRLI EMİN ONBAŞI OLSUN, MİRALAY MUSTAFA KEMAL OLSUN, ARAPGİRLİ TEVFİK ÇAVUŞ OLSUN, HAYME ANA OLSUN............. OLSUN.... OLSUN........... OLSUN.............NE DERSİNİZBU İSİMLER ADI ALTINDA YAPILACAK OPERASYONLARA NE DERSİNİZ BEYLER.....YÜCE TÜRK MİLLETİUYANSEN Kİ; OĞUZ’DAN GELİRSİNALPARSLAN’DIR SENİN NESLİNHAZRETİ FATİH YAZAR KÜNYENHAYME ANAANANERTUĞRUL GAZİ ATANDIRATACAĞIN HER ADIMAŞAHİTLİK EDECEK OLANBU TOPRAĞIN ALTINDABU TOPRAK İÇİN YATANDIRONLARBU TOPRAKLARDADOMUZ ÇİFTLİKLERİ KURULSUN DİYECANLARINI VERMEDİLER..UYAN EY TÜRK MİLLETİDÜZEN BERİZGANLARITÜRK İSLAMI ALT ÜST ETMEKTEYÜZYILLAR BOYU HAÇLI SEREFLERİNİN ÖNÜNDE SARSILMAZ SET OLANECDADINI UNUTMAFATİH DİYOR Kİ;...KOSTANTİNEYİALIP;ADINA İSTANBUL DEDİMDÜNYANIN PAYİTAHTI YAPTIMBÜTÜN DÜNYANIN GÖZÜ İSTANBULDA’DIRİSTANBULİSTANBUL SİZEPEYGAMBERDEN EMANETTİR....UYAN EY MİLLETİMUYAN ECDADININATANIN SÖZÜNE KULAN VERNE MUTLU TÜRKÜM DİYENEDİYOR BU ÜLKENİN KURUCUSU.BAYRAK BİR, EZAN BİR, TOPRAK BİRKUR’AN BAŞ UCUMUZDARESULU EKREM KANIMIZDAŞEYH EDEBALİ UFUKLARIMIZDA..UYAN EY TÜK MİLLETİ......
HADİSİ ŞEFİRLER;
HUBBUL VATAN MİNEL İMANDIR
GAYRİMÜSLİMİ DOST TUTAN BİZDEN DEĞİLDİR.
ASLINI İNKAR EDEN BİZDEN DEĞİLDİR.
BEN GÜZEL AHLAKI TAMAMLAMAK ÜZERE GÖNDERİLDİM,
NE MUTLU İSTANBULU ALAN KOMUTANA VE ONUN ASKERLERİNE.......
ALLAH YAR VE YARDIMCINIZ OLSUN
LEBİDERYA
YÜCE TÜRK MİLLETİNE SESLENİŞ
Milli reflekslerin bitmesi, milletin yok olmasıdır.Milli değerlerden kopulup, en iyisini onlar bilir denilerek, düşünceleri bile başkalarına ihale etmek, nemelazımcı olmak, yalakalık yapmak, rüşvet almak, rüşvet vermek, zehir, uyuştucuru, beyaz kadın ticari, silah kaçakçığı, gümrük kaçakçılığı, kalpazanlık, kaçak işçi çalıştırmak, konumu ve durumu uygun halde vergi kaçırmak, askerden kaçmak, yalan ve gereksiz yere yemin etmek, zan altında bırakacak davranış yapmak, zan ile birini suçlamak, ekmeğini yediği ülkesinin aleyhine çalışmak, sır’ları ifşa etmek, insanları kendi şahsi ihtirasları için kullanmak, iftira atmak, haddini aşarak davranış göstermek, başkasının maddi ve manevi haklarına göz dikmek, iki yüzlülük ve riyakârlık yapmak, tacizcilik, kapkaç, hırsızlık, çepçilip, tırnakçılık, sahte ürün üreticiliği, tarihi eser kaçakçılığı, bu ülkede maaşlı imamın ardından namaz kılınmaz demek, milli değerlerimiz olan; tarih, ilim, kültür, bayrak, toprak, vatan ve manevi değerlerimiz olan; Ezan, Kur’an, Peygamber, Ecdad gibi mukaddes nitelikteki olmazsa olmazlarımızın üzerine oyun oynamak bu değerlerimizi tartışma konusu yapmak vb. olan bilimum ahlaksız davranışları yapmak ve yapılmasına cevaz vermek, göz yumma, yardım ve yataklık yapmak; ŞEREFSİZLİK’dir.Türk insanını; öfr ve adetlerinden hızla koparmak için özellikle 12 Eylül 1980 Tarihinden sonra;Kontrolsüz yayınlar, egzotik ve pronografik yayınlar, magazin haberleri, özümüze uygun olmayan hal hareket ve davranışlar önce yavaş yavaş başladı.BİR ÖRNEK VEREYİM;HOMOSEKSÜELLİKLE İLGİLİ OLARAK GAZETELERİN MAGAZİN SAYFALARINDA KÜÇÜK BİR BÖLÜME "BU KADAR DA OLMAZ Kİ CANIM GÖZ GÖRE" BAŞLIKLARI İLE ÖNCE HABERE YÖNLENDİRİLDİ VE GERÇEKLERİN YERİNE BU VE BENZERİ AHLAKSIZLIKLAR ÖYLE ZAMAN GELDİ Kİ NEREDE İSE GÜNLÜK KONUŞULAN KONU HALİNDE OLDU. O ZAMANLAR GAZETEYİ OKUYAN KİŞİ; "YA GAZETECİ NE YAPSIN ŞİMDİ BAKSANA O BİLE KARŞI ÇIKARAK YAZMİŞ, YADIRGAMIŞ." DİYE DEĞERLENDİRDİ.O YAZIYI AHLAK DERSİ SANDI. HALBU Kİ; AHLAKSIZLIK İŞLENİYORDU.12 EYLÜL ZALİMLERİFAHRİ KAİNAT’A (SAV) KARA SEVDALI OLAN; TÜRKİYE SEVDALILARINI İMHA PLANINI DEVREYE ALMIŞLARDI...BU FİDANLARIN; ANNE VE BABALARIN DA;EVDEKİ KÜÇÜK ÇOÇUKLARINA BAKIP AMAN AMAN ÖTEKİNİ KAYBETTİK MİLLİ DİYE DİYE GÖZ GÖRE GÖRE ELİMİZDEN ALDILAR. BARİ BU EVLADIMIZ BU İŞLERE KARIŞMASIN. BOŞVER VATANI MİLLETİ O DA NE İMİŞ, BİZE NE SAHİP ÇIKSINLAR, BU ÜLKE BATMAZ ONUN İÇİN OĞLANI KIZI AZ DA SERBEST BIRAKALIM.... DÜŞÜNCESİ OLUŞTU. TUZAK TUTMUŞTU İSTENEN DE BU İDİ ZATEN.TAM BU NOKTADA;BİRLERİ ÇIKIP; "TÜRK’ÜM DEMEK DİNSİZLİKTİR." DEMEYE BAŞLADILAR.OYUNUN İKİNCİ PERDESİ DE SAHNEYE KONULMUŞTU.MİLLET YAVAŞ YAVAŞ DEĞERLERİNDEN KOPUYORDU.12 EYLÜL ZULMÜNE UĞRAMIŞ OLANLAR GENELLİKLE 1991 DE MEDRESE-İ YUSUFİYE’DEN DIŞARI ÇIKTIKLARINDA; SANKİ ASIRLAR GEÇMİŞ; İNSANLAR BİR GARİP OLMUŞLARDI.... NEMELAZIMCILIK HAD SAFHAYA ULAŞMIŞ, AHLAKSIZLIK DİZGİNLENEMEYECEK BOYUTLARA VARMIŞTI. KİMİZİ BU DÜZENE KARŞI ÇIKTI. ÇÜNKÜ BU TEHLİKE; KENDİLERİNİ FEDA ETTİKLERİ İDEOLOJİK, DIŞ KAYNAKLI TEHDİTLERDEN ÇOK DAHA TEHLİKELİ İDİ. NE YAZIK Kİ; KİMİSİ BU TEHLİKELİ GİDİŞATIN ÇARKINA KAPILDI.AŞAMA AŞAMA GELİŞMELER OLUYORDU;İHANET BOŞ DURMUYORDU, FAKAT YÜCE MİLLET UYUTULUYORDU...FUTBOL VE MAGAZİN HAYATIN PARÇASI HALİNE GETİRİLMİŞTİ. EN İYİ UYUTMA TAKTİĞİ MAALESEF TUTTU.TARİHİ ESER KAÇAKÇILIĞI CAİZ’DİR DEDİLER.BU DEVLETE VERGİ VERİLMEZ DEDİLER.DEVLET MÜSLÜMAN DEĞİL CUMA NAMAZI FARZ DEĞİLDİR DEDİLERFAİZ HARAM DEĞİL DEDİLER.KENDİ DÜZENİMİZİ GETİRENE KADAR DA HER TÜRLÜ ÖRGÜT İLE İŞBİRLİĞİ YAPINIZ DEDİLER....BU KISMI DİKKATLE İNCELEYİNİZ.BURADA BELİRTTİĞİM GELİŞMELER İLE ALT PARAGRAFTAKİ GELİŞMELER AYNI KAYNAKLIDIR.BUARADAN HAREKETLE SAMİMİYETSİZLİKLERİ NET GÖRELİM LÜTFEN...HER KARIŞINDA ŞEHİTİN KANI OLAN BU TOPRAKLARDA "DOMUZ BESİCİLİĞİ TEŞVİK EDİLDİ""ALLAH İNDİNDE TEK DİN İSLAMDIR" AYET’İNİN HUTBELERDE OKUNMASI YASAKLANDI.BU AYET’E RAĞMEN ; "DİNLERARASI DİYALOG" SOYTARILIĞI DA BAŞLATILDI.KİLİSE VE HAVRALAR HIZLA RESTORE EDİLDİ.BUNUN ADINA DA HERKESE SAYGI GÖSTERMEK DENİLDİ.AMA DIŞARIDAKİ ECDAD YADİGARLARI YER BİR EDİLİRKEN SES EDİLEMEDİ.ONLAR HEP GİZLENDİMİLLET GEÇİM DERDİNE DÜŞÜRÜLDÜ.TAM O NOKTADA İNTERNET HIZLA HAYATIMIZA GİRDİ.FARKLI DÜNYA İDİ;ÖNCE "KAFAMI DAĞITAYIM, ŞU KÖROALSI STRESİMİ ATAYIM DİYE NORMAL HAYAT İÇİNDE OLMASI MÜMKÜN OLMAYAN DAVRANIŞLAR KÜÇÜK KÜÇÜK HAYATA GİRMEYE BAŞLADI.OKEY TAVLA SOHBET KANALLARI HIZLA YAYILDI.BELLİ KONTRÖLÜ YOKTU;KONROL ETMEK İSTEYEN HİÇ YOKTU.İNTERNETİN GETİRDİĞİ İYİ YÖNLERE PEK BAKAN OLMADI; İYİ YANLARDA DURUYORMUŞ GİBİ YAPANLARDA GİZLİDEN AÇIKTAN AHLAKİ EREZYONUN SON HALKASI OLAN SİTELERE BAKTILAR.ARTIK MİHENK TAŞLARI YAN YANA KONULMUŞ, MERDİVENLER OLUŞTURULMUŞTU.MİLLET KENDİ ÖZÜNDEN UZAKLAŞTIĞINA GÖRETARİHİ DEĞERLERE KARŞI DÜN OLDUĞU GİBİ BUGÜN DE; SALDIRILAR BAŞLATILABİLİRDİ.ÖYLE OLMALIYDI Kİ;BİR TÜRK;TANRI DAĞI LAFINI DUYUNCA O LAFTAN KORKAR KAÇAR HALE HALE GELMELİYDİ.ÖYLE OLMALIYDI Kİ; ŞEYH ŞAMİL DENİLDİĞİ ZAMAN MİLLET; AMAN AMAN SİZ ORDA MISINIZ? DÜNYA AYA GİDİYOR GİDİYOR DİYECEKTİ.MEDENİYET İLE; ADABIUYGARLIK İLE EDEBİSANAYİİ İLE DE; ECDADI UNUTTURMA ÇALIŞMALARI YAPILDI.AYA GİTMEK İLE ŞEYH ŞAMİL’İ KARŞILAŞTIRACAK KADAR CAHİL BİR UCUBE MEYDANA GETİRİLDİ.TEKNOLOJİ İLE KÜLTÜR KARIŞTIRILDI. KÜLTÜRÜN NE OLDUĞU UNUTTURULDU.EDEBİYAT SÖYLEMİ ADI ALTINDA KALEME ALINAN EDEPSİZ SÖYLEMLERE EDEBİYATIN BİR PARÇASI DENİLDİ.O EDEPSİZLİĞİ YAPANA DA YAZAR, ROMANCI, EDEBİYATÇI, ŞAİR DENİLDİ.YA ÖTEKİLER;ONLAR DÜNÜNÜ HİÇ UNUTMADI. HER SENE EFES’E GELDİLER. ARAPGİR’E GELDİLER. AKDAMAR’A, AGORA’YA, ASPENDOS’A, PERGE’YE, MİLATES’E GELDİLER.BİZ GÖZÜMÜZÜN ÖNÜNDEKİ HAZRETİ FATİH’N KABİRNE BİLE GİTMEDİK.AHLAKSIZLIKLARA KILIF DA BULDULAR...ONUN YERİ BAŞKA ÖTEKİNİN YERİ BAŞKA DENİLDİ...ŞİMDİ OPERASYON ZAMANI DEDİLER..ADI NE OLSUN...ÖYLE YA;OYUN SAHNELECEK; ÖYLE İSİMLER BULMALIYIZ Kİ; BU MLLET TÜRK’ÜM DEMESİN. TÜRK LAFINI DUYMASIN , SOYLEMESİNADINI NE DİYELİM;ERGENEKON LA BAŞLADILAR, OPERASYON ADI BULMAKTA ZORLANIRSA YARDIMCI OLALIM... BOZKIR YAYLASI,SAKARYA TÜRKÜSÜ OLSUNDAĞISTAN OLSUNŞAMİLİN EVLATLARI OLSUNHAZRETİ FATİH TORUNLARIÇALDIRAN OLSUN, ŞİRPENCE OLSUN, MEHMET AKİF OLSUN, KIZIL SULTAN DA DEYİN, OĞUZ BOYU, SELÇUK SOYU OLSUN, SULTAN ALPARSLAN OLSUN, KILIŞARSLAN OLSUN, MALKOÇOĞLU OLSUN, AKŞEMSEDDİN OLSUN, YUNUS EMRE OLSUN...HACİ BEKTAŞ OLSUN, HACI BAYRAM VELİ OLSUN, SÜTÇÜ İMAM OLSUN, SOMUNCU BABA OLSUN, YAYHA ÇAVUŞ OLSUN, KOCA SEYİT OLSUN, EDİNCİKLİ MEHMET OLSUN, DİYARBAKIRLI EMİN ONBAŞI OLSUN, MİRALAY MUSTAFA KEMAL OLSUN, ARAPGİRLİ TEVFİK ÇAVUŞ OLSUN, HAYME ANA OLSUN............. OLSUN.... OLSUN........... OLSUN.............NE DERSİNİZBU İSİMLER ADI ALTINDA YAPILACAK OPERASYONLARA NE DERSİNİZ BEYLER.....YÜCE TÜRK MİLLETİUYANSEN Kİ; OĞUZ’DAN GELİRSİNALPARSLAN’DIR SENİN NESLİNHAZRETİ FATİH YAZAR KÜNYENHAYME ANAANANERTUĞRUL GAZİ ATANDIRATACAĞIN HER ADIMAŞAHİTLİK EDECEK OLANBU TOPRAĞIN ALTINDABU TOPRAK İÇİN YATANDIRONLARBU TOPRAKLARDADOMUZ ÇİFTLİKLERİ KURULSUN DİYECANLARINI VERMEDİLER..UYAN EY TÜRK MİLLETİDÜZEN BERİZGANLARITÜRK İSLAMI ALT ÜST ETMEKTEYÜZYILLAR BOYU HAÇLI SEREFLERİNİN ÖNÜNDE SARSILMAZ SET OLANECDADINI UNUTMAFATİH DİYOR Kİ;...KOSTANTİNEYİALIP;ADINA İSTANBUL DEDİMDÜNYANIN PAYİTAHTI YAPTIMBÜTÜN DÜNYANIN GÖZÜ İSTANBULDA’DIRİSTANBULİSTANBUL SİZEPEYGAMBERDEN EMANETTİR....UYAN EY MİLLETİMUYAN ECDADININATANIN SÖZÜNE KULAN VERNE MUTLU TÜRKÜM DİYENEDİYOR BU ÜLKENİN KURUCUSU.BAYRAK BİR, EZAN BİR, TOPRAK BİRKUR’AN BAŞ UCUMUZDARESULU EKREM KANIMIZDAŞEYH EDEBALİ UFUKLARIMIZDA..UYAN EY TÜK MİLLETİ......
HADİSİ ŞEFİRLER;
HUBBUL VATAN MİNEL İMANDIR
GAYRİMÜSLİMİ DOST TUTAN BİZDEN DEĞİLDİR.
ASLINI İNKAR EDEN BİZDEN DEĞİLDİR.
BEN GÜZEL AHLAKI TAMAMLAMAK ÜZERE GÖNDERİLDİM,
NE MUTLU İSTANBULU ALAN KOMUTANA VE ONUN ASKERLERİNE.......
ALLAH YAR VE YARDIMCINIZ OLSUN
RÜŞVETİN BELGESİ
Kaynaktan DeryayalebideryaRüşvetin BelgesiRüşveti belgelemek isteyenlere duyuruyorum."Rüşvetin belgesi mi olur?" diye sorarlar.Kimine göre belgelemek son derece zordur.Ama istendiğinde anında belgelenir.Nasıl mı?Buyrun birlikte bakalım şu belgelere:Yangın merdiveni olmayan çok katlı binalara verilen yapı kulllanım izinleri.Asansörü, otoparkı, şerefesi, hidroforu olmayan binalara verilen oturma izin belgeleri.İzin alınmadan açılan işyerleri.Suyu olmayan yerlere (Dökme su ile değirmen döner mantığı ile) verilen iş yeri açma ruhsatları.Okul yanlarına açılan alkol satış yerlerine verilen izin belgeleri.Üç katlı yerine beş katlı binaların inşasına izin verilmesi.Görevli kişinin maaşı belli. Harcaması belli. Kirada da oturmuyor olsun.Adamın lüks otomobili var. Evi var. Ticari taksi, şehir içi dolmuşu da ailesinden birinin üstüne çalıştırıyor.Ailesinin o ferdi ise daha 18 yaşına yeni gelmiş.Adamın maaşını otuz sene hiç dokunmadan biriktirsen yine o servetinin 10 da birine sahip olunamaz.Kimlerin mi?Burada saymıyalım.Bunu şöyle yapalım.Devletin en üsy noktasında görev yapan makam sahibine çağrıda bulunalım.Diyelim ki;Makamına sonsuz saygılarımız ile azruhalimizi size arz ediyoruz.Bu maruzatımızın dinlenerek dikkate alınması vatanımız açısından elzemdir. Bu konudaki başvurumuzu dikkate alacağınızdan dolayı size minnettarız.Sizlere saygı ile mazuzartımızı sıralıyoruz.1 - Kıymetli çalışanlarımızı huzursuz etmeden, bütün mal varlıklarına (Aile fertleri de dahil olmak üzere) bakılıp, maaşına göre ve gelir seviyesine göre bir standart çıkarılarak gelirinin 5 katına kadar neyi nerden aldığını bile sormadan, kalanına el konulsun.2 - Yetkili makamlarda bulunan kişilerin ikinci derecen akrabalarının iş ve gelir durumları kontrol edilsin. Eğer ki; gelirleri olmadığı halde; üzerlerine kayıtlı olan; ticari taksi, şehir içi hat dolmuşu, özel toplu taşım aracı hisesi, ticari taksi, özel araç, arsa, ev, tarla, yazlık, kışlık, villa, iş yeri vb. mal varlıkları var ise; bu mal varlıklarının üçte birine yine dokunulmasın ama üçte ikisine el konulsun.3- Yetkili makam sahibinin asli görevi toplum düzenin sağlamak ve huzur ve güveni tesis etmek ise ve o şahsın bulunduğu yerde toplum huzuru her geçen gün daha da bozuluyor ise; bunun sebepleri en ince detayları ile araştırılsın. Şahsın bölgesinde o şahıs ile kimler istişare içinde iştişare içinde olanların iştigal ettikleri iş alanları nedir? Bütün detayları ile bu konular elimile edilsin.4- Şahıs yerel yönetici mal varlığı bir ev bir de araba. Yetki makamına oturmuş. Fakat izinsiz olan bir çok işyeri var. Adamın da mal varlığında değişikliklik yok; fakat yaşantısında değişiklik var. Harcama standardı değişmiş. Yani aldığı maaş 3.000._ YTL ama harcadığı aylık şahsi para miktarı maaşının yarısı kadar. Bu şahsın bu harcamalarını kim yada kimler ne karşılığında finanse ediyorlar, bunların analizi yapılsın.5- Özellikle; bar, pavyon, alkol satış yerlerinin yeniden elimile edilip ruhsat yenileme işelrinin tam yetki ile donatılmış bir uzamnlar kurulu tarafından incelenece ekip tarafından onaylanıp verilmesi için gerekli düzenleme yapılmalıdır. O zaman bir önceki (Yani halen mevcut konumda ruhsatların) izin belgelerinin nasıl verildiği de ortaya çıkacağından bunlarda bir negatif taraf ve şüphe götüren tafar var ise; ihmali olan yetkili yada ilgili mercilerde bulunanlar hakkında çok hızlı şekilde gereği yapılmalıdır.6- Bir memur ki; görevi pazar denetimi olsun; bu memurun maaşını ele alalım. yaşantısını, mal varlığını ayrı ayrı değerlendirmeye tabi tutalım. Maaşı ile mal varlığı ters oarantılı ise derhal gereğini en seri şekilde yapalım.7- Nir memur ki; görevi gümrük denetimi olsun. Bu şahsın arabasının markasına hemen bakalım. Kimlerle istişare ettiğine çok iyi bakalım. Eğer maaşı ile arabasının değeri evinin harcamasının miktarı arasında bir katlamalı rakamlar söz konusu ise; maaşının iki katına dokunmayalım. Ama üste kalanına da; kusura bakma sevgili görevli bunu alıyoruz, görevine devam et. Ama bunu aldık. Bunların hepsini satacağız. Buaralardan temin edilecek gelir ile; yeni iş sahaları açılacak ve istihdam sağlanaktır.8- Yerel yönetimlerde mahalle ve çarşıların kaldırım taşları altı ayda bir değişiyor ise; bunun nedenine çok iyi bakalım. Eğer bir önce yapılan işler bozuk ise; hesabını hem yapan yüklenici firmadan hem konrolörlerden hem de yerel yöneticilerden soralım.9- Okulların sahası içinde olan; spor alanlarını da isterseniz gelin hepsini birden gözden geçirelim. Nasıl yapılmış, sağlam mı, şartnamelere uyulmuş mu? Staandart ölçülerde mi? Aksi durumda, geçici yahut kesin kabulleri veren yetkili ilgili mecrilerden ve işi yapan firmadan taşoranına kadar hesbını soralım.10- Bütün bunları yaparken de; insanımıza net rakamlarla bilgi verilmesi emrini talimatını da verirseniz, bu insanımızı son derece mutlu edecektir.11- Rüşvetin belgelerini bulmak isteyen yetkili makam sahipleri, "BİSMİLLAH" deyip de; "BU MİLLETİN PARASINI KİMSEYE YEDİRTMEYİZ, MİLLET BİZE HAKLARINI KORUYALIM." diye icazet verdi. Düşüncesi iel yapılan bütün haksızlıkları bir tek emirle ortadan kaldırma mücadelesi başlattığınızda yüreğimize silinmemek üzere yazılacaksınız.12- Milletin sesine ve hissine tercüman olacaksınız. O açtığınız ufukta milletçe emin şekilde yürüyeceğimizden emin olabilirsiniz.Rüşvet belgeleri ortada bunu zapt-ı rapt altına alınmasının talimatını vermek size kalmaktadır.
Saygı ile arz ederim.
Saygı ile arz ederim.
KATİLİ KORUYAN YASALAR VE İDAM
Kaynaktan DeryayalebideryaKatili Koruyan Yasalar ve IdamTurkiye`de teror ve basibozukluk bitmez. Gorusme ve PKK yi koordine ile "koordinatlarindan" koparmak mumkun mudur? Yillar boyunca PKK yi yonlendirerek, oncelikli hedef haline getiren Stratejik Ortak, ortadan kaldirilmasini da onlemistir. Tekrarliyorum, PKK onumuzde ki bir yil hic umulmayacak davranislar gostererek devreden cikacaktir. Bunun belirtilerini goruyoruz. Asiri saldirganlasip, cinayetlerini cogaltarak dikkati yine tamamen uzerine cekmistir. Sirada devreden cikmadan once, Turkiye ile gorusturulerek siyasallasmasi ve "capulcu ile gorusen " buyuk devlet goruntusunun bitirilmesi vardir. Hem devlet asindirilacak hem de teror sona erdigi icin secimlere ceyrek kala AKP ye "ABD " nin jesti olacaktir. 57. hukumet oncesinde Ocalan`in teslim edilmesini hatirlayiniz. Sonrasi ne oldu? Teror orgutu basini asamayan, aciz bir duruma dusurulmedik mi? Ne icin oldu bu? Hicbir zaman girilmesi mumkun olmayan AB adina Tarihi, siyasi, dini ve ekonomik olarak AB ye giris yoktur. Bruksel alir gibi yapip bizi iyice zayiflatici "Uyum Yasalarini" Olum Fermani birbiri pesi sira cikarmamizi saglamaktadir. ABD nin hedefi acikca belirttigi BOP da ki haritalarin degismesi faslinda Turkiye`de vardir. Bizde isi hukumetler yolu ile "yasalar" cikartarak uygulamaktadir. Turklerle savasmak yerine, cikarilan yasalara boyun egmesini saglamak daha uygun gelmektedir. Su an yapilan budur. Turkiye Cumhuriyeti devletini cozmeye yarayacak, savunmasina mani olacak yasalar, kendi eli ile TBMM de cikarilmaktadir. Onumuzde ki gunlerde sadece bunun icin meclis toplantiya cagrilmistir. Turk Milletinin yasalara olan saygisi, devlete olan guveni kullanilmaktadir. Stratejik Ortak dedigimiz, kendini "Dunya Lideri" olarak tanimlayan ABD de "Idam" cezasi kalkmamistir. Avrupa da ki bircok devlet sartlara bagli kaldirmis gorunmektedir. Bizim ki gibi 40 bin kisinin katili icin ozel ada, doktor ve avukatlar ordusu tahsis ettirmek bir yana ne hikmetse her biri girdikten kisa sonra intihar etmektedir. Turkiye`ye iftiralar atan Orhan Pamuk ve Hrant Dink`lere hicbir yaptirim uygulanmadigi gibi, haklarinda dava acilmasi bile AB tarafindan tenkit edilmekte dahasi hesap sorulmaktadir. Tum bunlar Turk Milleti uzerinde kirilganliga sebep olurken, ulke dusmanlarini yureklendirmekte ve firsat yaratmaktadir. Hirsiz, katil benzeri ve ne kadar kotu fiil varsa dokunulmaz olurken normal vatandasi da tehdit eder hale gelmektedir. Polis vurdugu suclu icin ceza alirken, iti ugursuz kisa surede serbest kalmaktadir. Bu durumun bizi nereye surukledigini soylemeye gerek var midir? Hukumet uyeleri artik su anda tamamen BOP isleri ile mesguldur. Israil`de kacirilan iki askerin ailesi ile gorusmekten, Lubnan batagina asker gondermeye kadar bir dizi isle ugrasmaktadirlar. Cografyamiz dedikleri yerleri ABD adina, adim adim karislarlarken, "askerlik yan gelip yatma yeri degildir" deme curetini gosteren basbakanimiz vardir. Askeri Litani Nehrine "yan gelip yatmasin" diye mi gondermektedir acaba? Devletin acizlestigi boyle ortamlar da kacinilmaz olan hadiselerden birini gectigimiz gun Samsun`da yasadik. "Samsun`da, araclarin yol verme meselesi nedeniyle ciktigi kaydedilen kavgada, silahli saldiriya ugrayan 3 kisi yaralandi….. Durusehir mevkiinde zanlilarin kullandigi araci kistiran polis ekiplerine aractan ates acildi. Acilan ateste Samsun Emniyet Mudurlugu Asayis Sube Mudurlugu Cinayet Burosu polislerinden Alâeddin Pergel kalbinden yaralandi. Samsun Devlet Hastanesi`ne kaldirilan Pergel, tum mudahalelere ragmen kurtarilamadi.." Kuzeyhaber-Samsun–11.9.2006 ******** "Emniyet Muduru Ilhan, olayla ilgili yaptigi aciklamada, "Saldirganlarin silahla polise ates acmasi sonucu bir meslektasimiz sehit oldu. Olaya karisan bir kisi olu olarak ele gecirildi. Kacan bir kisiyi ise yakalama calismamiz surerken, bir kisi de sag olarak ele gecti. Herkes hak ettigi cezayi bir gun mutlaka alacaktir." Kuzeyhaber-Samsun–11.9.2006 Herkes hak ettigi cezayi uzun vadede mutlaka alacaktir. Fakat bugun ceza almasi mumkun gorunmemektedir. Katili, haini, teroristi koruyan yasalar cikarilmaya devam ettikce karmasa daha da artacak, gun gelecek herkes kendi ocunu kendi almak isteyecektir. Samsun`da meydana gelen olay hakkinda bir okuyucunun feryadini da almak istiyorum:"Samsun`da 6 kisi ufak bir trafik kazasi sonucu karsi taraftaki araca kursun yagdirip 3 kisiyi yaralayarak kacmistir. Muteakiben polis ekipleri bunlari yakalamak icin yaptiklari operasyon sirasinda… Devlete ve onun polisine asagilik bir sekilde ates ederek bir polisimizi keyfi bir sekilde sehit etmislerdir. Bu olay cok siradan ve basit gorulmemelidir. Samsun gibi bir buyuk sehirde bu kadar rahat ve nedensiz Devletin polisini sehit eden bu kisileri bu kadar cesaretlendiren nedir? O polis memurunun cenaze toreninde 7 yasindaki yavrusunun babasinin tabutunun ardindan "Baba bizi birakma " diyerek yalvardigini sanirim izlemissinizdir? Bu yavruya ve aileye bu aciyi yasatmalarinin nedeni nedir? Nedir biliyor musunuz? Ceza sistemidir. Devleti ve gucunu tanimama hafife almadir. En kisa surede IDAM CEZASI tekrar Turk ceza sistemine alinmalidir. Devlete ve onun memuruna askerine, masum vatandasa boylesine alcakca kast eden asagiliklar ASILMALIDIR. Var. " … Katilin insan oldugunu, yasamaya hakki oldugunu varsayimla, diger insanlarin hayatina ipotek konuldugu ne zaman gorulecektir. Caydirici degil ozendirici kanunlar ile Samsun`da yasanan olaylarin benzerini her yerde yasamaktayiz. Asayisi korumakla gorevli polis memurunu oldurup, uc cocugunu babasiz, esini ve sevenlerini gozu yasli birakmayi hice sayarak, sadece katili "insan "varsayan yasalarla nereye kadar gidecegiz? Sehit polisi bir kenara atarak, katilin hakkini koruyan yasalar ile ulkede "nizam" saglamak mumkun mudur? Cikarilan bircok yasanin caydiriciligi olmadigini hukukcularin kendisi soylemektedir. Polisin tutup getirdigi her turden suclu, yetersiz, kevgire donmus yasalar sebebi ile adliye tarafindan birakilmak zorunda kalmaktadir. Kaldirilan idam cezasi, caydiriciligi sebebi ile diger insanlarin guvenligi gerekcesi ile derhal cikarilmalidir. Bunun icinse cok gec olmadan AB yorungesinden de cikilmalidir.Bir devleti teror ve cinayetler yolu ile yikmaya tesebbus edenler, bilerek cinayet isleyenler, devletin polis-askerini planli bir sekilde oldurenleri yasatarak, toplumu oldurmeye kimsenin hakki yoktur. Abdullah Ocalan basta olmak uzere suclularini yasatan ve yeni suclulara davetiye cikaran bir devletin var olma sansi sifirdirYASAKLARLA DEĞİL EĞİTİMLE PROBŞEMLER ÇÖZÜLÜR. EĞİTİMSİZ OLAN TOPLUMLARDA YASALAR CAYDIRI OLMALIDIR.. EĞİTİMLİ TOPLUMDA OTO KONTROL MEVCUTTUR.AB UYUM YASALARI ETRAFINDA ÜLKEMİZDE YENİDEN YAPILNAMA OLUŞTURULMUŞTUR..ŞİMDİ SİZE SORAYIM..NEMELAZIMCILIĞIN DİZ BOYU YAŞANDIĞI ÜLKEDE CAYDIRI OLAN YASALAR BİLE ETKİSİZ KALINCA.. EĞİTİM SEVİYEMİZ ÇOK YÜKSEKMİŞ GİBİ YENİDEN DÜZENLEMELER YAPILMIŞTIR..AMA TAM BİR HÜSRANDIR BUNU GÖRMEK İÇİN KLAVUZA GEREK VAR MI??KAPKAÇ.. HIRSIZLIK BEYAZ ZEHİZ VE ET PAZARI TÜCCARLARI YOK MU .. ONLARA NE YAPILIYOR..
NASIL MÜSLÜMAN TOPLUMUZ..
YA DA BİZ NEYİZ..
BUYRUN TAKDİRİNİZE ARZ EDERİM
NASIL MÜSLÜMAN TOPLUMUZ..
YA DA BİZ NEYİZ..
BUYRUN TAKDİRİNİZE ARZ EDERİM
HERKES ASLINA ÇEKER
Kaynkatan DeryayalebideryaHerkes Aslına ÇekerAsalet genetiktir. Genetik insan ruhunun genel yapısını oluşturmaktadır.Hastalıklarda bile bu böyledir.Merhamet ve şefkatte, düşünce yapısında, vatan sevgisinde de durum aynıdır."Ahlas" adlı kişi adını mahkeme kararı ile "İlyas" diye değiştirir. Fakat adını değiştirmesi beyninin ve yüreğinin dğiştirmesi anlamını taşımaz. "Orhanes Bakıryan" vardı. Adını Orhan Bakır olarak değiştirmişti. İhanet şebekelerinin içinde liderkadrodaydı. THKP/C militanıydı. Yani bugünkü PKK mensubu idi. 12 Eylül 1980 Tarihinden önce; dışarıdan aldıkları talimatlar gereği görevleri ülkeyi kan gölü haline getirmek olan bunlar, her gün onlarcagenç gidanımızı katlediyorlardı. Bu şahısda bu "İhanet ve Cinayet." Şebekelerinin İzmir Bölgesi baş sorumlusuydu. Bir suça iştirak ettiği suç üstü olunca; yakalandı ve Buca Kapalı Ceza ve Tutuevi Yeni Bölüm C/5 Koğuşuna konuldu. Daha tutuklu iken; yani yargılanması devam ediyor iken; Ege Üniversitesi hastanhanesine sevk edilmiş, tevadisi yapılmış,nakil aracı ile cezaevine götürülürken Bornova Üçyol mevkiinde (ki; hemen hastanenin önü) yolda pusu kuran hainler tarafından nakil esnasında kendine yardımlarını esirgemeyen ve onu nakletme görevli Jandarmalar şehit edilir ve bu şahıs kaçırılır. İhanet adamların geninde var. Adamın adının Türk olarak değişmesi Türk’e, Türklüğe, vatana bağlılık anlamı taşımaz.Yani herkes aslına çeker.Burada sizlere iki kısa hikaye azr ediyorum;Bir zamanlar bir devletin en büyük yöneticisi "Bana Hızır AS’ı göstereni ihya edeceğim." Diye ferman çıkartır. Bu ülkenin ücra bir köşesinde yaşayan bir fakir adam da; kendi kendine "Ben Hızır AS’yi gösteririm diyeyim, zaman istiyeyim, hiç değilse; istediğim o süre içinde biraz olsun rahat ederim, çocuklarımın kursağına sıcak yemek nasip olur." diye düşünür. Devletin görevlendirdiği adamlara "Ben Devletlümüze Hızır AS’yi gösterecem, fakat bana altı ay süre verin." der. Devletin görevlileri, bu fakir adamı alıp; payitahta götürürler. Durumu Devlet Başkanına söylerler. Devlet başkanı fakir adamın söylediklerini dinler ve "Yer temin edin, ailesiyle birlikte rahat zaman geçireceği zemin hazırlayın." diye adamlarına talimat verir. Nihayet istenen süre dolmuş; zaman gelmiştir. Fakat Hızır AS’yi gösterek adam Hızır AS’yi bulamamıştır. Süre uzatmanın bir anlamı yoktur. Divan kurulur; fakir adam huzura alınır, yargınalma başlar.Tam bu esnada; fakir adamın yanında yaşlı bir kişi belirir; Fakat Devlet Başkanı "Bu kişi belki fakir adamın babası filandır." diye düşünerek yaşlı adamın da orada kalmasına müsaade eder.Devlet Başkan’ı;1. Vezire sorar: "Bu adama nasıl bir ceza verelim?". Birinci Vezir "Asalım, yargılamaya ne gerek var, memleket bu tür yalancıların elinden ne hale geliyor." diye cevap verir. 1. Vezir’in cevabı bitince; fakir adamın yanında bulunan yaşlı kişi "Herkes aslına çeker." der.2. Vezire sorar: Bu adama nasıl bir ceza verelim?".İkinci Vezir "Kaynar sularda haşlayalım, herkese ibret olsun, bir daha kimse Devletlümüze yalan söyleyemesin." diye cevap verir.2. Vezir’in cevabının bitinde de o yaşlı adam "Harkes aslına çeker." der.3. Vezire sorar: "Bu adama nasıl bir ceza verelim?".Üçüncü Vezir "Parçalayalım her parçasını ayrı yere atalım, vahşi haynalar bunun kemiklerini bile bırakamsın ki; kimse bunun nerde yattığını bilip de; ilerde kabrine gidip ziyaret etmesin." diye cevap verir.3. Vezir’in cevabı bitince; o yaşlı kişi "Herkes aslına çeker." der.4. Vezir sorar: "Bu adama nasıl bir ceza verelim?".Dördüncü vezir: "Devletlim, devlet hem sert hem şefkat demektir. Fakir kişi iki lokma sıcak yemek bulmak için bu yalanı söylemiştir. Devletin hazinesi bol, bu kişi çocukları ile yaşasınlar. Bu kişiyi siz affedin, affedilmeyecek suçları affetmeyin, nu kişi bu yalanı ile burada evlatlarına sıcak yemek temin etmiştir. Büyüklük sizdedir, takdir sizindir." diye cevacp verir.4. Vezir’in cevabı bitince; o yaşlı adam yine "Herkes aslına çeker." der.Bütün cevaplar bitmiştir.Devlet Başkanı; suçlu şahısın yanındaki yaşlı adama dönerek "Her Vezir düşüncesini söyledi, sen de ardından """"HERKES ASLINA ÇEKER"""" dedin, nedir bunun sebebi, neden böyle dedin?" diyerek yaşlı adama soru sorar.Yaşlı adam: """"1. Vezir "Asalım." dedi. Onun dedesi zindanlarda cellattı.2. Vezir "Kaynar kazanlarda kaynatalım." dedi. Onun dedesi de başka bir ülkede esirleri kaynatmakla görevli idi.3. Vezir "Parçalayalım, her parçasını ayrı bir yere atalım." dedi. Onun dedesinin dedesi, çok canlar yakmış bir eşkiya idi, heryere, herkese korku salmıştı.4. Vezir "Affedelim, affedilmeyecek suçları affetmeyiniz, ama bu sıcak bir yemk için, hem de kendisine değil, ailesine sıcak yemek nasip olsun diye bu yalanı söylemiş, takdir sizin." dedi. Onun dedesi de; ilim öğreten doğru yolu gösteren bir insandı.""" diyerek Devlet Başkanına cevap verir.Devlet Başkanı vezirlere döner ve "Yaşlı adamı duydunuz, söylediklerine ne diyorsunuz?". diye soru sorar.Vezirler sıra ile yaşlı adamın söylediklerini onaylarlar.Devlet Başkanı yeniden yaşlı adama döner ve "Bu kadar bilgileri nereden öğrendiniz, siz kimsiziniz?" diye sorar.Yaşı adam "BEN HIZIRIM." der ve kaybolur.HERKES ASLINA ÇEKER......Kurtuluş Savaşı Dönemi;Olay Malatya İli’nin Arapgir İlçesi’nin; Kozluk Çay’ında; Meydan Köprüsü’nde meydana gelmiştir.Buyrun olayı birlikte okuyalım:Sergeli Mustafa Amca (Torunun oğlu yıllar yıllar sonra Kozluk Çay’ında balık tutarken boğularak ölmüş, torunun kızı; 2002 Yılı’nın Nisan Ay’ında Arapgir İlçesi Gazi Osman Mahallesi’nde bulunan evlerinde; kayınvalidesi, altı (6) aylık çocuğu ve kendisi tel ile böğularak, tarha ile ile parçalanarak vahşice katledilmişler, Bu olay; LEBİDERYA adlı kitabının 149 ve 150. saflarında AĞIT olarak yazılmıştır. Katilleri de bahçelerinde iş verdikleri, ev yaptıkları, ekmek verdikleri üç kişi çıkmıştır, bu caniler şimdi cezavevinden de çıkmışlardır.) Sergeden şehre gelir. Kenarda kalan bir iki küçük ziynet eşyaları vardır. Arapgir’de kuyumcu yoktur, fakat Mireşoğlu Sirkosyen evinde bu işleri yapmaktadır. Ona götürür verir. Bu eşyalarının karşılığında aldığı paranın bir miktarı ile; şeker, gazyağı, ekmek alır dönüşte Kozluk Çay’ı Meydan Köprüsü etrafında eşkiyalar yolunu keser. ((( Serge Kozluk çayına kadar çok dik bir iniş, Kozluk Çayı’nı geçince; Arapgir’e kadar çok dik bir yokuş yolu olan ve 15-20 evden ibaret bir mahalledir.))). Eşkiyalar "İn merkepten neyin varsa çıkar şuraya bırak çek git, yoksa hem malını alır, hem de canını alırız." derler.Mustafa Amca; bir düşünür "Yeni evlidir, ölüm bir şey değil de; eşkiya her yerde kol gezmekte, ülke savaşta, ihanet sisleri her yanı sarmış, bu karmaşık durumda canım dediği hanımını yapayalnız tek başına bu kahrolası dünyada bırakmayı göze alamaz". Eşkiyanın dediklerini yapar. "Üstünde kalan parayı da ver." der, eşkiya. Mustafa Amca; "Ne varsa bıraktım." diye cevap verince; eşkiya başı "Sen altınları satıp da; şu kadar almadın mı, Mireşoğlu Sirkosyan’dan, haydi üsyündeki paraları da adam gibi bırak." der. Mustafa Amca; anlar ki, Mireşoğlu Sirkosyan; bunlara haber salmış, paraları da verir. Eşkiya başına "Sana bir şey soracağım, sen kimlrdensin." der. Eşkiya başı "Aşukka’lı Fahri’nin oğluyum." der. Mustafa Amca bir iki adım atıp geri döner ve "Deden kimlerdendi?" diye sorar. Eşkiya başı sinirli, şekilde "Peküsülü Salih." diye cevap verir. Mustafa Amca bir iki adım daha gider ve yeniden geri döner, eşkiya başına "Bir soru daha soracağım, bana cevap ver, zaten elimdeki avcumdakini aldınız, cevap ver başka da bir şey sormayacağım.". Eşkiya başı sinirli şekilde "Sen çok fazla oldun ha; haydi ne soracaksan sor, sonra çek git." deyince; Mustafa Amca "Dedenin dedesi kimmiş biliyor musun?" diye sorunca; eşkiya başı "Minasgilin Artin derlermiş dedeme." diye cavep verir. Eşkiya başının bu cevabı üzerine Mustafa Amca Kıble tarafa döner, dizlerini yere koyar, ellerini su içer gibi havaya kaldırır, başını da göğe doğru çeriri ve "Allah’ım (C.C) sana yüzbinlerce şükürler ve hamdüsenalar olsun ki; TÜRK değillermiş." der ve yokuşa yönelir.HERKES ASLINA ÇEKER.Yusuf Yüzlüler’in yazarı Değerli fikir adamı, usta kalem Üstadım, ağabeyim Mehmet KARANFİL, GÜL HÜZNÜ kitabında bütün ayrıntıları ve belgeleri ile; Nazım Hikmet’in aslını, neslini, soyunu, boyunu, hangi millete mensup olduğunu en küçük ayrıntısına kadar, bütün detayları ile anlatmıştır.Nazım Hikmet; Lenin’e "Beni Sen Yarattın." diyerek mektup yazmıştır.Bu gerçeklere rağmen hala Nazım Hikmet yanlısı olamkta ısrar edenlerin de soyuna, boyuna, aslına, nesline çok iyi bakmak ve çok iyi analiz yapmak gerekir.Büyük fikir ve dava adamı, Büyük Türk Milliyetçisi; Ayhan Songar Üstadımız Nazım Hikmet’le ilgili; "Türk değildi, Türk’e düşman herkes onun dostudur." diyerek görüşünü net sözlerle ifade etmiştir.Deniz Gezmiş Ankara Balgat’ta bulunan ABD Üssü’nde Amerikalı subayı kaçırmış, çok iyi davranmış ve sağ selim teslim etmiştir. ABD üslerinin nasıl korunduğunu anlatmaya gerek var mı?Üssün içine girecek, ABD’li Yüzbaşıyı alıp götürecek, buna ihtimal verebilir misiniz?Danışıklı dövüş ile yapılmış bir eylemdir. Bu olayın perde arkası ve bu olay ile ilgili tutulmuş net kayıtlar bulunmaktadır. Deniz Gezmiş işbirlikçilik yapmıştır. Kontrolden çıkacağı düşünülerek kalemi kırılmış olabilir. Yani aldıkları talimatı harfiyen yerine getiren bir Deniz Gezmiş vardır.Deniz Gezmiş ile ilgili olarak "Uzatmalı itin biri." diye türkü şarkı besteleyenler ve söylenlerden Ulusalcılık beklemek çok yanlıştır.Bu da bir oyundur. Yeni bir maskedir.Hani "Din." meskesi ile görünenler var. "Atatürkçülük" maskesi ile görünenler var. Bu oyunda "Ulusalcılık" maskesidir.""""""Huzur Şafaktadır; Yönü BilmektirYarının Garantisi Dünü Bilmektir."""""""""""""""""
Nurlu Ecdad Sofrasında Tarihi İçin
Milli Şuur İçin Çanakkaleyi Seçin""""""""""
Türk Milleti
Milli Devlet’ten yanadır.
""Esecek Mutlaka Türk Fırtınası
Türk’ün Olmaz Dostu Türk’ten Başkası."""
HERKES ASLINA ÇEKER
Nurlu Ecdad Sofrasında Tarihi İçin
Milli Şuur İçin Çanakkaleyi Seçin""""""""""
Türk Milleti
Milli Devlet’ten yanadır.
""Esecek Mutlaka Türk Fırtınası
Türk’ün Olmaz Dostu Türk’ten Başkası."""
HERKES ASLINA ÇEKER
AHLAKIMI ARIYORUM
Kaynaktan DeryayalebideryaAhlakımı ArıyorumRüşvetlerde kaybolan şerefimi arıyorum.Yalaklıklarla kaybolan haysiyetimi arıyorum.Menfaatlerde kaybolan karakterimi arıyorum.Ben ahlakımı arıyorum.Tv programları, magazin sayfaları ve dergi kapaklarında kaybolan ahlakımı arıyorum.MEB`nin tavsiye ettiği 101 temel eser kitaplarının arasında kaybolan ahlakımı arıyorum.İlköğretim okullarına bedava dağıtılan Din ve Ahlak kitabında kasti olarak yazılmayan AYETİ KERİM`i arıyorum.Domuz etine teşvik primi ile benden izin almadan hakkım olan Hazinedeki Payımdan irademin dışında domuz yetiştirenlere para verenlere hakkımı haram ediyorum.1000 yıllık tarihinde her HUTBE`de okunan ""ALLAH İNDİNDE TEK DİN İSLAMDIR"" AYETİ KERİM`ini HUTBELERDE OKUTULMASINI şimdi yasaklama cesareti gösterenlere hakkımı haram ediyorum.Uçakta yolculuk sırasında; ""ERMENİ SOYKIRIM BORŞÜRLERİ DAĞILITILIRKEN SESİNİ ÇIKRMAYAN HARİCİYE VEKİLİNE VE ORDAKİ ÖTEKİ YETKİLİLERE YAZIKLAR OLSUN DİYORUM, HAKKIM HARAM OLSUN DİYE DE EKLİYORUM...Çocuk Esirgeme Kurumunda; diz boyu rezaletler ayyuka çıkmışken, onlarca yayın kuruluşu yetkili mercileri göreve davet etmişken; görevlerini yapmayıp ihmal edenlere YAZIKLAR OLSUN DİYORUM.Rüşvetlerde kaybolan şerefimi arıyorum.Yalaklıklarla kaybolan haysiyetimi arıyorum.Menfaatlerde kaybolan karakterimi arıyorum.Ben ahlakımı arıyorum.Rüşvetçiler, yalakalar, düzenbazlar, sahtekarlar, hırsızlar, kapkaççılar, dolandırıcılar, üfürükçüler, abdestsiz namaz kılanlar.. Namazın ardından gıybet ve küfürleri ile ağızlarından salya akanlar sizlerle aynı bayrak altında yaşamaktan utanıyorum.Mehmetler hain kurşunlara hedef olurken gıkları çıkmayıp da; bir kişinin ölümünü bahane ederek; önceden organize olmuşçasına "HEPİNİYİZ ERMENİYİZ" diyenlerden; tv lerin canlı yayınlarında "biz ermeniyiz" diyen; bu ülkede, TÜRK insanı sayesinde para kazanan sözüm ona o sanatçı tayfasından utanıyorum.Ve gözlerim Aplarslanı arıyor, Fatihi, Yavuzu, Kanuni`yi, Şeyh Edebali`yi, Atatürk`ü arıyor.Ey atasının izinde olanlar bu nasıl iz.... Ne yapıyorsunuz, ne hizmet ettiniz, ülkeye ne yenilik getirdiniz... Sırt üstü yatılıp; ecdaımın izindeyiz denilemez..Bin yıldırTarihinde İslamiyete bayraktar olan bir ecdadın torunu olduğunu unutup "benim için önemli olan Türk`lüktür İslamiyetin önemi yoktur" diyen... gafil,, sen nasıl Türk`sün ki; İslamiyet benim için önemli değil diyebiliyorsun.. Senin deden Müslüman değil miydi? Eğer iman sahibi ise; ecdadını tanımıyorsun. seni Türklüğünden ne olur.. Eğer Müslüman değilse.. Zaten ecdadım da değildir. O halde 1000 yıldır İslama hizmet eden bir ecdadın torunu değilsen; Türklükle senin ne işin var... Böyle diyerek ecdadını inkar edenlerden utanıyorum....Yavuz’a, Fatih’e, Atatürk’e dil uzatanlardan utanıyorum.Satılık kalem olup; sözüm ona, köşesinde, ahkam kesip vatana, devlete, bayrağa, Kuran`a, ecdada hakaret eden, ihanet eden gazeteyi alıp okumaktan da, okuyandan da utanıyorum..O sözüm ona o yazarla aynı ülkede yaşamaktan utanıyorum.Ben Ahlakımı arıyorum..Ben Alparslan`ı arıyorum,Ben Fatih`i Arıyorum,Kılıçarslan`ı, Şeyh Şamil`iAbdulhamit`iMehmet Akif`i ArıyorumSuleyman Hilmi’yiHacı Bektaşi`yi ArıyorumHace Nakşibendiyi ArıyorumAbdulkadiri Geylani`y ArıyorumYunus Emre`yi, Mevlana`yı ArıyorumArif Nihat’ıNiyazi Yıldırım’ıOsman Yüksel’iAhmet Arvasi’yi, Necati Sepetçioğlu’nu, Feti Gemuhluoğlu’nu, Fedai Çoşkuner’i, Necip Fazıl’ı, Nihal Atsız’ı, Ahmet Kabaklı’yı, Necmeddin Hacıeminoğlu’nu, Erol Güngör’ü, Hmadi Yazır’ı, Hasan Basri Çantay’ı, Ömer Nasuhi Bilmen’i, Bedrettin Semerkantlı’yı, İsa Yusuf Alptekin’i, Dündar Taşar’ı, Recep Haşatlı’yı, Çemil Çöllü’yü, Gün Sazak’ı arıyorum.Kazım Karabekir’i, Fevzi Çakmak’ı, Tuncay Kavuncu’yu. ................ arıyorum.Özü ile sözü ile Türk Milletine hizmet eden ecdadımı arıyorum.Kılıcıyla, ilimiyle " HUBBÜL VATAN MİNEL İMAN" diyerek Allah`a, vatana, bayrağa, Kuran`a, toprağa hizmet eden ecdadımı arıyorum,Ben O Ecdadın torunlarını ARIYORUM.Ben ATATÜRK`ü Arıyorum.NEONLARDA KAYBOLAN DİLİMİ ARIYORUMİKİ CAHİLİN ARASINDA KAYBOLAN DİNİMİ ARIYORUMZİFT KOKAN KARANLIKTA YOLUMU ARIYORUM..Bu şanlı büyük ecdadımızın gölgesine sığınıp Riyakarlık, sahtekarlık, İkiyüzlülük, Nemelazımcılık yapan kim olursa olsun ve hangi makamda olursa olsun ; işte ben onlardan utanıyorum..Ben Onlara hakkımı haram ediyorum.Ben Türk İslam olduğuma göre;EFENDİMİZ FAHRİ KAİNAT`IN S.A.V "BEN GÜZEL AHLAKI TAMAMLAMAK ÜZERE GÖNDERİLDİM"" HADİSİNE ZERRE KADAR UYMAYIP BEN MÜSLÜMANIM DİYENLERDEN UTANIYORUMUMRE DÖNÜŞÜ SOSYETEYE REZİL OLMAMAK İÇİN KENDİLERİNE "UMRENİZ HAYILI OLSUN" DEMEK İÇİN GELECEK ZEVATA İKRAM ETMEK ÜZERE VİSKİ ALAN SONRADAN GÖRMÜŞLERLE AYNI MEKANLARDA BULUNMAKTAN UTANIYORUM.İNTERNETİN SOHBET ODALARINDA KAYBOLAN AHLAKİ DEĞERLERİ NEREDE BULACAĞIM.. EY ADINI İMAN İHLAS MİLLET OLARAK KOYUP DA; BU SOHBET ADI ALTINDA ÖZÜNE AYRIRI NE KADAR DAVRANIŞ VARSA ALABİLDİĞİNE PERVAZSIZCA YAPANLAR YETER YETER SİZİNDE PERDENİN ARKASINDA BASKA ÖNÜNDE BAŞKA DAVRANIŞLARINIZ BİTSİN ARTIK.BUNLAR BENİ UTANDIRIYOR. SORULDUĞUNDA ORALAR SANAL DİKKATE ALMAYINIZ DİYEN VE YAPTIĞI HAYASIZ DAVRANIŞA BÖYLECE KILIF DA HAZIRLAYANLAR SİZDEN DE UTANIYORUM.BEN AHLAKIMI ARIYORUM
ALLAH C.C YAR VE YARDIMCINIZ OLSUN
ALLAH C.C YAR VE YARDIMCINIZ OLSUN
İHANETİN ADRESLERİ
Kaynaktan Deryayalebideryaİhanetin Adresleri.Devletin imkânlarını kendi çıkarları doğrultusunda kullanmak.Yetkim var anlayışı ile görevini istismar etmek.Uyuşturucu ticareti yapmak, beyaz zehir ve beyaz kadın tüccarlığı yapmak.Silah kaçakçılığı yapmak.Vergi kaçırmak.Tarihi eser kaçakçığı yapmak.Hazine arazisi üzerine mülk inşa etmek. Kaçak inşaatlara göz yummak. Yükümlülüğünü yerine getirmemiş olanların yaptıkları inşaatlara oturulabilir, mesken yada iş yeri açılabilir izni vermek.En hassas konu ise; bütün bunları karşısında tam bir teslimiyetçi anlayışı ile; “Nemelazım, aman benim başımı ağrıtırlar, neme gerek, en iyisi görmemezlikten gelip geçmek.” diye düşünerek bunları dikkate bile almamak, tepki göstermemek.İhanetin adresi hiç bir zaman tek değildir.İhanet kendine zemin zemin bulması için yukarıda sıralamış olduğumuz; kişi, ekip, gruplar ile her zaman iç içe olmuş, el ele vererek çalışmıştır.Bir örnek verelim;Düşünün ki; Mahallemizde iki güçlü kesim var (Ama siyasi, ama nüfuzlu, ama paralı), bu iki kesimin birisi ahlaki konularda çok hassas olan ekip yada kişi olsun. Diğeri ise; ahlaksızlık yapan, kadın tacirleri olsun. Bu ahlaksızlık yapanların; mahallemizde rahatsızlık verdiklerini net olarak bilmekteyiz. Bunların çekip gitmeleri için, bu ahlaksızlıklarına son vermeleri için diğerlerinden yardım isteyelim. Diğer grup elindeki bütün imkânları seferber edip; ahlaksızları oradan uzaklaştırmak ve bir daha bu ahlak dışı faaliyetlerini yapmamaları için gayret edeceklerine; gidip onlara “Burada bizden izinsiz işler yapıyorsunuz, her işin bir bedeli vardır, hakkımızı vermezseniz size rahat hareket edeceğiniz zemin bırakmayız, bunun bedeli; araba, ev, şu kadar para.” derler ise, bu ahlaksızlar ile aynı işi yapmış olmazlar mı?Yine ilgili ve yetkili mevki, makam ve mercii de bulunanlara bu durumu söylediğimizde; eğer hala ahlaksızlık devam ediyor ise; “ihanete kol kanat gerenler var” demektir.Toplumdaki ahlaki erezyonlara sessiz kalındıkça; kendilerine çok daha geniş zemin buluyorlar.Suç oranlarının artışları ve organize suç sebekelerinin pervazsızca davranışları aklımıza her hangi soru işaretleri getiriyor mu?Bir ihanet şebesi var.Bu bilinen gerçek. Bu ihanet şebekesi “MEHMETÇİKLERİMİZİ VURAN, YANGINLARI ÇIKARAN, KAPKAÇLARI ORGANİZE EDEN, UYUŞTURUCU TİCARETİNİ ELİNDE TUTAN, BEYAZ KADIN TACİRLİĞİ YAPAN VEYA YAPANLARDAN YÜZDE ALAN, SİLAH KAÇAKÇILIĞI İLE ORTAK HAREKET EDEN MALUM ŞEBEKE YANİ PKK DEĞİL Mİ?”.O halde;Diğer ahlaksız, kanunsıuz işleri yapanlar, yapılmasına müsamaha gösterenler, bunlara engel olması gerekirken “Başım derde girmesin” anlayışı ile görevini ihmal eden, gerek toplum fertleri ve gerekse devleti temsil noktasında olanlar bu hususlarda sorumlu değiller mi?.Ceza alan yok. Buna mukabil suç oranlarında yüzde % 300 lere varan artışlar gözlenmektedir.Hal böyle olunca; Net ifadelerle şunu diyelim ki;Yetkili makam sahipleri, Asli görevlerinde başarılı değildir. Devletten maaş alan ve görevi asayişi temin etmek olan, güvenliğimizi, canımızı emanet ettiğimiz bir önemli birimin müdürü kalkıp da Maliye Bakanlığı’na; “Biz fuhuşu önleyemiyoruz, onun için de bundan gelir elde edenler vergi versinler.” diyerek resmi dilekçe ile başvuruyor. Bu dilekçede bile şu anlaşılmıyor mu? “Ben bunların yerini biliyorum, engel olmuyorum, yerini ve kazançlarını size ben söylerim, sizde vergi tahakkuk ettirirsiniz.” anlamı taşır mı? Ya da; “Ben korkuyorum, mesaime gelir gider maaşıma bakarım, ötesine de karışmam.” Anlamına mı gelir? Peki bu dikeçeyi veren makamda bulunan şahıs ile ilgili kendi Bakanlığı acaba ne gibi işlem yapmıştır.Vazifeler ihmali kaldırmaz. İhmaller ihaneti doğurur. Bunun için takdir makamlarında olanların mesuliyetleri oldukça fazladır.HA İHANET ŞEBEKESİNİN İÇİNDE OLARAK VATANA İHANET EDİLMİŞ, HA DA GÖREVİNİ BİLEREK İSTEYEREK KASTEN İHMAL EDİLMİŞ OLSUN BUNUN İKİSİN ARASINDA BİR FARK VARDIR. o FARK DA; İHANET ŞEBEKELERİNİN YAPTIKLARINA ENGEL OLMAYAN İHANET EDENDEN DAHA ÇOK HAİNLİK ETMİŞTİR, İHANETE YARDIMCI OLMUŞ YATAKLIK YAPMIŞTIR….Bu gerçeğe hayır diyen var mı?Bütün bu gerçeklerin ışığında , diyoruz ki;“Devletin temsil noktasında bulunanlar görevlerini aksatmadan, liyakatla yaptıkları zaman, vatandaşımız yani Büyük Türk Milletinin mensupları Devlet Birimlerine bütün güçleri ile yardımcı olacaklardır.”Başka gerçeği daha hatırlatacağız şimdi;Bir makamda yetkili olan şahıs, yaptığı işin karşılığında bir ücret almaktadır. Ekstra bir ücreti buna vermek bu milletin parasını iradesi dışında başkasına iane, ulafe dağıtmak anlamı taşır.Görevi arsızlığı, hırsızlığı önlemek olan polise; “Yakaladığın her hırsız karşılığında çeyrek altın alacaksın.” Demek yanlışın ilk adresi olmaz mı?Zaten o polis; “Hırsızı yakalamk için devletten maaş almıyor mu?”.Bir İl Emniyet Müdürü diyor ki; “Polisin, yani devletin haberi olmadan hiç bir organize suç örgütü elini, kolunu oynatamaz, kıpırdayamaz bile.”Bu müdürü tebrik ediyorum. Ama bir de şunu söyliyeyim; Bu ne anlama geliyor, hala suç şebekeleri büyüyerek devam ediyor ise; bu açıklama ile artişları yan yana getirip değerlendirme yaptığımızda, gördüğümüz sonuç bize “Eyvah, eyvah ki, ne eyvah neler oluyor, hem haberimiz olmadan kimse kıpırdayamaz diye açıklamalar yapılıyor, hemde suç şebekeleri hızla artıyor, yandı gülüm keten helva dedirtmez mi?”.Biz yıllar önce kapkaçlar ilk yapıldığında; “Bu olaylar münferit değildir kesinlikle ardında bölücü, illegal örgütler var”. dediğimizde, bize “yine paranoya düşünmeye başladın.” diyenler oldu.Diyarbakır’dan yada başka ilden çocuklar ailelerinden alınıyor; aylık kira veriliyor her çocuk için ve bunlar büyük şehrimize getiriliyorlar, Burada organize oluyorlar, hırsızlık, gasp soygun yapıyorlar… Şebeke büyüyor nam salıyor..Sonra da evine çelik yelekli polisler baskın yapıyor. Adam işsiz, şebeke kurmuş, okul çağındaki çocukları alıp büyük bir şehrimize getirmiş.Şebekeyi kurmuş, o çocukların ailelerine aylık çocuk kirası veriyor…O zamana kadar nasıl olur da bu olaylardan kimsenin haberi olmaz?Okul çağında olan çocukların kayıtları yok mu?Her askerlik çağı gelen biliniyor; o halde, Yasadaki yaptırımlara rağmen neden okul çağında olan çocuklar okullara yollanmaz. Neden yollamayan ebeveyn ile ilgili işlem yapılmaz, neden bu işlemleri yaptırımları yapmıyan yetkili makamlarda bulunanlar hakkında takdir makamlarında olanlar en seri şekilde işlem yapmaz.Yani suç şebekesini oluşturan suçlu. Bu bilinen gerçek. O şebekenin başındaki suçlu da, okul çağına gelmiş çoçukları takişp etmiyen kayıtları incelemeyen o kayıtları zamanında vermiyen kayıtlar verildiği halde gerekli yasal takipleri yapmıyan mevki sahipleri, sorumluluk sahiplier suçlu değiller mi?Bu olaydan yola çıkıp analiz ettiğimiz zaman, Bu şebeke PKK tarafından orrganize edilen şebeke, Peki bu ihanet şebekesi çocukları alıp götürüyor, bir çok suça da karışmalarını sağlıyor.Bu kadar zaman içinde en basit tarafı ile okul çağında olan çocuğun kaydı bize yok diyecek bir yetkili var mı?Vatandaşların hepsinin kayıtları devletin elinde mevcuttur.Okulda olması gereken çocuk okulda değil ise;Bu hassas konuyu takip etmiyenler hakkında neden işlemler yapılmıyor.Bu konuda işlem yapmayan; Milli Eğitim Yetkilileri (Okul çağı kayıtlarını elinde tutacak olan resmi kurum olması nedeni ile), Nüfus Müdürlüğü yetkilileri (Vatandaşın bütün kayıtlarını elinde bulunduran kurum olması nedeni ile), PTT yetkilileri (Resmi evrakların tebliği dağıtımı yapan kurum olması vesilesi ile), Emniyet Birimleri (Kayıtlar kendilerine ulaştığında gerekli işlemler konusunda resmi kayıt almaları gereken kurum olması nedeni ile) vb. gibi kurumlardaki ilgili birimlerde bulunan yetkili görevli olan şahıslar ile ilgili işlem yapıldı mı? İşlem yapılması gerektiği halde işlemleri yapmayan, geciktiren kişilerle ilgili nasıl bir yaptırım uygulandı.Burada görev ihmali ihanetin zemin bulmasına yardımcı olmak anlamı taşımaz mı?İhmali olanlar hakkında ne gibi işlem yapıldığını merak etmekteyiz.Bir genelge yayınlayıp; Öğretmen ve öğrencilere; Milli şuurun artacağı ve bunun da etnik ayrımcılık da tansiyonu yükselteceği gerekçesi ile “Şehit Mehmetçiklerimiz için düzenlenen törenlere” katılmalarını yasaklıyanlar…Şehitlerimiz için düzenlenen “Mehmetçiğe Yardım Kampanyasına katılan, Bir okul Müdürü hakkında yıldırım hızı ile soruşturma açanlar BU KONULARA KARŞI DA HASSAS OLSUNLAR.Ha hain olmuş MEHMETÇİĞE KURŞUN ATMIŞIN HA İHANET ŞEBELERİNE BİLE BİLE ENGEL OLMMAIŞIN İKİSİ AYNIDIR. HATTA İHANET ŞEBEKESİNE BİLE BİLE GÖZ YUMMAK İHANETE SEBEP OLMAK ANLAMI TAŞIDIĞINDAN İHANETİN TEMELİNİ OLUŞTURUR. İHANETİN İÇİNDEKİ ASIL İHANETTİR.İhanet şebelerine karşı “Nemelazım diyerek durmak en büyük ihanettir.”Allah yar ve yardımcınız olsun.
TRAFİK KAZALARI
KAYNAKTAN DERYAYALEBİDERYATRAFİK KAZALARITrafik kazası olayı her yanı ve yönü ile muhatabını üzen hadisedir. Hem maddi hem de manevi kayıplara sebep olur. Yaralamanma ve ölüm hadisesi gerçekleştiği zaman üzüntü çok daha fazla olur, insanın ruhi olarak sarsıntı geçirmesine sebep olur.Dana önce alınmış olan bir kaç tebdibiri sıralamadan geçmeyelim."Trafik canavarı olmayın.", "Trafik kurallarına uyalım uymayanları uyaralım.", "Emniyet kemerinizi bağlayınız.", "Sizin canınız bizim için kıymetlidir.", "Trafik işaret ve işaretçilerine dikkat ediniz.". Bu ve benzeri yazılara bir çok yerde rastlarız. Ne denli etkili olmuştur. Trafik kazalarının artışlarına bakıldığı zaman en küçük bir etkisinin olmadığını gözlemleyebiliriz.Nedeni gayet basittr. Her yerde olduğu gibi burada da yanlış yol izlenmiştir. Örnekleri çoğaltmamız mümkündür. Bir dernek kurmanın amacı topluma hizmet etmektir. Yoksa yasalarda belli düzenlemelere etki ederek kendi derneğinin çıkaracağı ilanların kamu tarafından satın alınmasını sağlamak için bana göre hiç bir dernek kurulamaz. İşte yanlışlık burada. Baştan yanlışa düşüyoruz.Trfaik kazaları oalnca hızı ile artmakta, bunun için bizler yol kenarlarına "Trafik canavarı olmayın.". Tabelaları asıyoruz. Zerre kadar faydası yoktur bu yazıların. Ama her nedense yanlışta ısrar etmekte üstümüze yok. Bir iki olay anlatmak istiyorum. Sincan Yunus Emre Mahallesi Beypazarı Ankara yolu üstündedir. Bu yol üstünde çok ölümlü kazalar oldu. Yol trafiğe kapandı, istenen bir üst geçit yada ışık konulmasıydı. Belediye karayollarına, karayollaı belediyeye havale etti işi. İmzalara toplandı. 43 kişi öldü o yolda. Hepisi tanıdığımız bildiğimiz insanlardı. Az evel selamlaştığımız komşumuzun naaşını yarım saat sonra yoldan kazıdık. Yaptıramadık o yolu bir türlü. O yörede burundan kıl aldırmayan biri vardı. Her işten kendine pay çıkaran biri, ne zaman ki onun yakını o yolda kaza geçirdi. O yol üç gün sonra istenen şekle geldi. Üst geçit yapıldı, trafik ışıkları kondu. Yine Ankara İstanbul karayolunun Sincan Fatih sapağında bir alt geçit var. İstanbul`a devam eden yolun üstünden, Sincan yönüne gidecekler yolun altındaki köprüden araçları ile seyrederler. O köprünün altından bir komşumun cesedini yerden kazımıştık. Ne zaman ki; orada kelli felli bir sırtı kalın birinin oğlu kaza geçirdi. 48 günde yapıldı orası, gidiş geliş çitf yön oldu. Ama vatandaşa hizmet ediyoruz denildi. Vatandaş da bunu kendine yapılan hizmet bildi. Vatandaş ne yapsın, vatandaşın başka lüksü mü var? Bir de hapimizce malumdur ki; bazı özel yerler vardır. hani sıradan insanların pek uğrak yeri olmayan yerler. Oralarda her türlü tedbir daha hizmetin başlangıcında alınır. Fakat sıradan insanların olduğu yerlere bu hizmetler her nedense zülfü yare dokununca yapılır. Bunların nedeni bir tanedir. EĞİTİMSİZLİK.Eğitimli bir yönetici ekibi ile birlikte otokontrol sistemi oluşturarak nerede aksayan bir hizmet var ise anında çözüm bulur. Belediyelerin elinde dev makina teçhizat donanımı vardır. Ama hizmet isterken "Efendim işlerimiz o kadar yoğun ki; yetişemiyoruz." cevabını alırız. Fakat nüfuzlu biri devreye girince de; anında hizmet getirilir. Bunu da ilerde oy avcılığına çeviriler. Hizmet etmek için göreve talip olan kişi hizmeti yapana kadar göbeğimiz çatlatır. Sonra da kalkar bir başkası ben olmasaydım bu hizmet rüyanızda buraya geşmezdi, haydi pamuk oylar sandığa." der. Bizde başlarız bunun bezirganlığına. "Evet ya adam haklı Valaha o olmazsa yapılmazdı, adam bizim için çalışıyor, bunun için bu büyük insanı abimizi kırmayacağız oy vereceğiz." diyerek her yerde reklama başlarız. Kimsenin aklına, "Ne iş yapıyrosun, hangi mütaahitin yüzdecisi olarak faaliyet gösteriyorsun, hizmet zaten görevdir, hizmet geldi diye oy mu istenirmiş." soruları gelmez. Bunu sormaya kalkışanda hizip ilan edilir. Yine bir sıfır önde maçı kazanırlar. Sebebi; EĞİTİMSİZLİKBuradan yola çıkarak şunu ifade edelim. Kamyoncuların, taksicilerin, minubüsçülerin, otobüsçülerin, nakliyecilerin ayrı ayrı odaları var. Bunların yaptırım gücü de olması lazım. Bir anket yapıp yapılan ankette alkollü araç kullanan kendi mesleğinin üyesini tesbit edip eğitim katagorileri oluşturmaları çok zor olmasa gerek. Diğer meslek odaları da kendi üyelerini eğittikleri zaman kazaların ne kadqar azalacağını biz çok iyi biliyoruz. Birde bir hususu belirtmeden geçemeyeceğim. Neden oto sanayilerin içinde ve giriş çıkışlarında yollar son derece kullanışsız ve kötüdür. Özellikle oto sanayi girişleri ara yolalrı caddeleri çok çok kötü ve kullanışsızdır. Ben bunu böyle müşahade ettim. Nedenini ben biliyorum da sizin aklınıza da aynı neden mi geldi onu merak ettim. Bu dar düşünceler ile kısa vade kazanç yerine gelişen çalışan ve üreten beyinler ile enejimizi bütün toplum olarak topyekün kalnımamız açısından ben mesleğimde ne yapabilir konusunda harcasak daha iyi olmaz mı?Bağdat Caddesinde hız yapan durduruluyor. cezası kesiliyor. Cezayı kesene ceza kesilen şahıs "Al sana yüz Euro üstü lasın çorba içersiniz hahaha." diyerek çekip gidiyor. Bunlar da elit tabakanın elit insanlarının çocukları. Nedeni; EĞİTİMSİZLİKSokak olaylarının nedeni, trafik kazalarının nedeni, kavgaların nedeni, olayların nedeni hep EĞİTİMSİZLİK..Bu gerçekten kaçamayız.EĞİTİM yaygınlaştırılıp; neyi nerede nasıl yapmalıyız? Araç kullanırken davnaışlarımız nasıl olmalıdır? Bunları öğrenirken insanlara karşı davranışlarımız nasıl olmalıdır? Gibi husuları insanımıza aşılamalıyız. Bunları yapma için kimsenin zamanını da çalmayacağız. Her meslek odası hazırladığı programı kendi üyesine öğretecek. Verdiği eğitimin takipçisi olacak. Konu insan hayatı olunca yaprırımları da o denli ağır olacak ki; Eğitim öncelikli cezai müeyyidenin bir geçerliliği olsun. Otokontrol nedir? Bunu da iyi iredelemek gerekiyor? Fahri müfettişilik konusuda iflas etmiştir. Onu da bilgileinize arz edelim. Bir kaç kişinin "Ben fahri müfettişim." demesinin dışında hiç bir geçerliliği yoktur.O halde, EĞİTİM SEFERBERLİĞİ ile bütün olumsuzlukların üstesinden geleceğimiz biz biliyoruz da; sırça köşkte oturan beyzadeler bilmiyor mu? Biliyorlar. Neden mi uygunmıyor. Orasını da siz bulun.Kazası belasız yolculuklar diliyorum hepinize.Allah yar ve yardımcınız olsun
EĞİTİMLİ TOPLUM YETİŞTİRMEK BİRİNCİ HEDEF OLMALIDIR
Kaynaktan DeryayaLebideryaEĞİTİMLİ TOPLUM YETİŞTİRMEK BİRİNCİ HEDEF OLMALIDIR Gönül sofralarında doyumsuz sohbetler için, inançlı, vijdanlı,haysiyetli, bilgili nesil yetiştirmeyi ilke edinerek bu amaç üzerinde çaba sarfetmek zorunlu hale gelmiştir.Bir yandan nesillere huzurlu gelecek zeminleri oluşturmak diğer yandan asırlık politikaları realist ve idealist şekilde projelendirerek yapılan bu projeleri hızla devreye almak gerekli hale gelmiştir.İki kere ikinin dört ettiği sonucunu bilmek bir eğitim değildir.Ağrı Dağı’nın koordinatları, Everest Tepesi’nin yüksekliği ,Hazar Denizi’nin derinliği,Kızılırmak’ın uzunluğu, Fırat Nehri üzerindeki baraj sayısı, yeraltındaki madenlerin bulundukları yerler, Kösedağ Savaşı’nın kimler arasında olduğu, 1453 yılında İstanbul’un Türkler tarafından fethedilmesi, 1299’da Osmanlı Beyliği’nin kuruluşu 1923 te Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kurulması konuları birer eğitim değil öğretimdir.Sodyumun Na, Azotun N, Kalsiyumun Ca ,Karbonun C, Oksijenin O ,Hidrojenin H ,Demirin Fe simgeleri ile bilinmesi bir öğretim konusudur.Metrenin, fit’in, milin, tonun, dekarın, kilogramın, inçin hangi ölçü birimleri için geçerli olduğu öğretim bilgileri içindedir.Barometre,termometre,kilometrenin ne olduğuda öğretim dalları içindedir.Eğitim ise; kaliteli, bilgili, seviyeli, kültürlü, vijdanlı ve inançlı insan yetiştirmeyi ilke edinmiş bir ilim dalıdır.Bilim dalları öğretim,ilim dalı ise eğitimdir.Bilim ile ilim farklı uğraş alanlarıdır.Öğretim için yapılan harcamaların ve ayrılan zamanın dörtte biri eğitim için harcanmış olsaydı;toplumdaki bu keşmekeşlik yaşanmazdı. Şu anda öğretim için harcanan zaman ve paranın dörtte biri eğitim için ayrılmış olsa 20 yıl sonra toplumdaki problemler sıfır noktasına gelecektir.Milli Eğitim Bakanlığı’nın adına baktığımız zaman;hem bir eğitim kurumu otoritesi, hemde eğitimde milli olmayı amaçlayan bir teşekkül olduğunu görmekteyiz.Kaldı ki; Milli Eğitim’de eğitim yok ki, millisi olsun.Bakanlığa bağlı olarak faaliyet gösteren alt birimler eğer devlete bağlı ise; buralarda görev yapan eğitimciler "bana verilen görevi müfredatta izah edildiği şekli ile yerine getireyim, ötesine karışmam " anlayışının hakim olduğunu görüyoruz.Mİlli Eğitim Bakanlığı’na bağlı olarak faaliyet gösteren özel eğitim kurumlarında ise; müşteri kapma ve para kazanma birinci hedef haline gelmiştir.Bilgisayar kursları, lisan kursları, OKS, KPSS, ÖSS vb. sınavlara hazırlayan dershaneler ve mesleki eğitim kursları, hatta ve hatta diksiyon kursları bile müşteri kapma ve para kazanma yarışına girmişlerdir.İnsan yetiştirme kursları düzenlense; bu kursları tamamlayanlara iş imkanı tanınmazsa veücretsiz olup haftada 4 saat yapılıp ,her insanında gelebileceği saatlere göre kurs saatleri tanzimi yapılsaydı bu kurslara ilgi olmayacaktı.Bunun sebebi iş ararken; "ne kadar insan olunup, olunmadığına bakılmamasıdır..."İnsanımızı gelecek endişesi korkutmaktadır.Bundan dolayıda umut tacirliği bile umut kapısı olmaktadır.Davranışlarımız,sosyal hayatımız,ve iletişim gibi eğitimin olmazsa olmazları olan ana dallarda çok ciddi çalışmalara başlanması kaçınılmaz hale gelmiştir.Dini namaz kılmak, sağlığı ilaç almak, asayişi polislere, adaleti savcı ve hakimlere bırakmak ne kadar doğru karardır.Bununda neticelerini görmek için ulema olmaya gerek yoktur. Din namaz kılmaktan, sağlık ilaç almaktan ibaret değildir. Bu eğitim sistemi ile iki kişiden birisi polis olsa yine çirkin olayların önüne geçmeniz imkansızdır.Bize insan gibi davranmayı davranılmayı hazırlayıp bu alanda eğitim verecek programların hazırlanıp en seri şekilde uygulamaya alınması şarttır.İnsan olmanın,insanca yaşamanın,insanca davranmanın neler olduğunu eğitim ilmi haline getirip insanımıza bu ilmi öğretmeli ve öğrenmeliyiz.Bunun için;Anne babanında bilinçli ve bilgili evlat yetiştirme konularında blgi ve yetenek sahibi olması gerekmektedir.Evladımızı yetiştirirken;küfürsüz,argosuz,dedikodusuz bir toplum ferdi yetiştirmemiz gerektiğini,her insanın hakları ve ödevlerinin olduğunu,seviye,kültür,karakter,saygı,haysiyet,görgü ilkelerinin neler olduğunu öğretmek zorunlu hale gelmiştir.Nemelazımcılık,vurdumduymazlık,ikiyüzlülük,yalakalık,gammazlık,iftiracılık,adam kayırıclık gibi insanın onurunu kıran çirkin davranışların yok olması;ancak insana yatırım,insanca yaklaşım,insanlığa adım ile mümkün olacaktır.Yıllardan beri eğitimin ihmal edilmesinin kötü sonuçlarını görmek için çok uzaklara gitmeyelim.Hemen etrafımızda 500 m yarıçapında bir alan oluşturup bu mesafede bulunan bütün kurum,kuruluş çalışanlarını,işyerlerinde çalışanları,kamu çalışanlarını,öğrencileri,işsizleri,zenginleri,fakirleri gözlemleyelim şahısların davranışlarına bakarak,sokaktaki olayları izleyerek trafikteki keşmekeşliğe bakarak toplumun hangi noktada olduğunu ve eğitim seviyesini görebiliriz.Gördüğümüz manzaranın çetelesini tutmaya gerek var mı?Suç oranlarının ürkütücü boyutlara ulaştığını görmek bile toplumdaki hızlı çözülmenin bir göstergesi olarak tezahür etmiyor mu?Bütün bunlar bizim ezberci öğretim sistemiyle kara düzen gözü kapalı olarak öğretim yaptığımızı yaptırdığımızı göstermiyor mu?Çocuk ilköğretim okulu 1. sınıfa başlıyor,en az beş altı ders kitabı veriyoruz.Okul çantasını kitaplarıyla dolduruyor,iki büklüm okuluna gidiyor,eve geldiğinde saatlerce ders çalışmak zorunda bırakılıyor.Buna hiç kimse karşı çıkmıyor.Neden mi?Mevzuat hazretleri böyle emrediyor.Efendim kimin haddine mevzuat hazretlerinin emirlerine karşı çıkmak.Adına ’’ücretsiz ders kitabı’’ dediğimiz kitapları dağıtıyorlar.Sonrada;öğretmenin insafına bırakılan dergileri satın almak zorunda kalıyor anne babalar.Neden diye sorabilecek bir iki yiğit çıkıyor.Efendim sorular dergiden çıkacak...Neden? Öyle ben dedim oldu.Bu anlayışla eğitimden de işte bu toplum oluşur.Fazlası beklenemez zaten.Kitaba niye soruları yazmıyorsunuz? Kimin haddine o soruyu sormak...İstersern sor öğrenci okuyor,aman öğretmenle ters düşmeyelim.Üç kuruş dergi parasıyla mı batacağız?İyi bu anlayışla işte bu kadar kaliteli toplum olur.Bedava kitap milletin kendi parası üstüne üstlük öğretmenin insafındaki dergilerde velilerin parası mili servet heba olmuş kimin umrunda.Mevzuat hazretleri böyle buyuruyor.Kimin haddine karşı çıkmak.Böyle eğitim olmaz efendim bunun adına eğitim diyemezsiniz...İnsan nasıl yetişir,insan kime denir,nasıl insan olunur?Yer,zaman ölçülerine göre davranışlarımız nasıl olmalıdır?İletişimlerimizi nasıl kurabiliriz?İletişimlerimiz sırasında söylemlerimiz ve eylemlerimiz nasıl olmalıdır?Ahlak,edep,adap ne demektir?Seviye,kalite,kültür,karakter ne demektir?Nerede nasıl davranılmalıdır?Haklarımı nasıl savunabilirim?Emanet ve sır ne demektir?Arkadaşlık ve dostluk ne demektir?Kimlere sevgi ve güven duyulur?Haksızlıklar karşısında haklarımızı savunacak kurum ve kuruluşlar nelerdir?Ahlakın kısmi ya da topyekün olması insan hayatında nasıl bir anlam ifade eder?Vicdan muhabesebesi ne demektir?Vicdan muhasebesinin aşamaları ne demektir?İnançlara saygı nasıl olur?Eşitlik özgürlük ne anlama gelmektedir?İletişimlerimizi nasıl belirleyebiliriz?Eğitimi ana bilim dalı olarak kabul edecek olur isek;günlük yaşantımıza eğitimin girmesi şart olmuştur.Eğitimli toplum için el ele gönül gönüle buyrun gönül seferberliğine..
DEVLET VE YÖNETENLER
DEVLET VE YÖNETENLER BİR DEVLETİN BAŞARILI OLUP OLMA YACAĞINIKULLANDIĞI ADAMIN KALİTESİNDEN ANLAYABİLİRİZ.ABD-AB BATI bugün tam “yaralı aslan”ın trajedisini yaşıyor. Aldığı yara/yaralardan dolayı değil de seçtiği yanlış oyuncular, uyguladığı hatalı stratejiler, tespit ettiği yanlış hedefler sebebiyle kaplumbağaların maskarası olmuş durumda.Uzun vadeli siyaset adına,kısır döngüler içerisinde, döndüğünü,her dönüşünde kendi hareket sahasının biraz daha daraldığının farkına varmıyor.Biz son dönemlerde ABD’yi rinkta şuursuzca yumruk sallayan,köşe amirinin aklı kadar düşünebiler, genç irisi bir deve, müthiş bir boksöre benzetiyoruz. Bu genç irisi devi yönlendiren İngiltere ve İsrail. Bu sebeple bu muhteşem üçlü ya da muhteşem G-7’ler serseri mayın gibi önlerine gelene çarpıyor ve çatışıyorlar. G-7, G-8 veya G-20 gibi harf-rakam birleşimlerinden hangisini kullanırsanız kullanın. ABD, İngiltere, İsrail ve müttefikleri gizli ajandalarındaki bazı “sır” veriler yüzünden panikteler.“BİZE BENZETMEYE ÇALIŞTIKLARIMIZ ATATÜRKÇÜLER BİZE KÖLE OLMAYI REDDETTİLER, EN ESKİ MÜTTEFİKLERİMİZ SAHTE İSLAMCILARLA ÇALIŞMAYA KARAR VERDİK!”Başta ABD, İngiltere, İsrail ve AB’nin son dönem Türkiye politikasını böyle özetleyebiliriz.Osmanlı’nın içine düştüğü durumda kurtulmasının tek yolunun Batı’yı sorgusuz sualsiz aynen taklitten geçtiğini düşünen Jön Türkler’i takiben İttihatçılar ve Cumhuriyeti kuranlar Batı’nın gerçek niyetinin Osmanlı’yı çağdaşlaştırmak, hürriyet, meşrutiyet, hukuk, laiklik, saltanat ve cumhuriyet olmadığını istiklal savaşlarından önce deşifre edip emperyalizme karşı savaştılar.Batı, Türkiye’nin tam anlamıyla yok olmasını, Türklerin imha edilmesini ve İslam’ın bitirilmesini istiyordu. Bunun için Batı’yı göklere çıkaran reaksiyonerlerle anlaşmayı çıkar yol görmüşlerdi, bu yol tutmayınca para, makam, mevki, papaz ve haham aferini için Allah, peygamber, Kuran, vatan, millet ve devlet gibi Müslüman’ı Müslüman, insanı insan ve Türk’ü Türk yapan tüm değerleri satabilecek “sahte İslamcılar” sürüldü piyasaya.Sahte Laiklerle, sahte Atatürkçüler, ordu ile milletin, millet ile devletin arasını açacak, sonra sahte İslamcılarla olgunlaşan meyve düşürülecek; Türkiye tarihin tozlu sayfalarına postalanacaktır. Bu basit ve etkili plan şu ana kadar başarı ile uygulanabildi. Tarihimize Post-Modern darbe olarak geçen süreci kurgulayanlar ne kadar Atatürkçü ise, bu gün tam bir teslimiyet mantığı ile siyaset yapanlar İslamcıdır. Daha açık bir ifade ile Batı’nın tuzağına düşen, düşürülenler yüzünden bugün ülke iyi durumda değil.Ülke de yaşananlar, Tarihin Tekerrür Edeceğinin İşaretlerini veriyor! Menderes’in, Özal’ın Akıbeti bir şeyler anlatmalı!Korkut Özal, RTE’nin bir suikasta uğrayabileceğini ileri sürüyor ve Türk Devleti’ni ima ediyor. “Özal’ı öldürenler, RTE’yi de öldürebilir” diyor.Önce, Türkiye’yi yönetme iddiasında bulunan herkesin ABD, AB ve İsrail’le ilgili siyasi, stratejik konularla ilgili bilmesi gerekenlerden kısa birkaç paragraf:1- ABD, İsrail, AB, komşularımız ve hatta bazı kardeşlerimiz Müslüman ülkelerden bazıları Türkiye’nin bağımsız ya da önemli ölçüde bağımsız bir ülke olmasından kesinlikle rahatsızlık duyuyorlar.2- Türkiye bölünmelidir. Hem etnik, hem dini, hem coğrafi anlamda Türkiye bölünmeden yukarıda saydığımız ülkeler rahat etmeyeceklerdir.3- Türkiye’nin Ortadoğu, Kafkasya, Karadeniz, Balkanlar ve Avrupa’ya yönelik dinamik yaklaşımları Batı için bir tehdittir. Yani “kaybolun haritadan” yaklaşımı4- Batı, Türkiye’yi Doğu’ya ulaşmasının önünde önemli bir engel olarak görür.5- Türkiye’nin Ege ve Balkan politikası, Batı’yı sürekli rahatsız eder.6- Batı başta ABD, İngiltere, İsrail, Almanya ve Fransa Türkiye’nin yönetimine ve kararlarına daima ortak olmak ister.7- Yukarıda adı geçen ülkeler, Türkiye’de Batı’nın her dediğine “evet” diyen, aralardaki “Batı kim oluyormuş” çıkışlarına kanmayın. zayıf askeri ve siyasi yapıyı ülkemizde kurmaya çalışmaktadır.8- Batı, Türkiye’den tarihin rövanşını almak istiyor.9- Avrupalılar, Türkleri hiçbir şekilde istemiyor.10-AB, ABD ve İsrail Türk gücünü ve nüfuzunu engellemeye çalışmaktadır.11-Avrupa’ya şu anda doğudan tek tehdit vardır: SSCB’nin ortadan kalkmasından sonra O da Türklerdir.12-AB Türkiye’yi bir yük ve ABD ajanı olarak görmektedir.13-ABD’de Türkiye’yi siyasal ve askeri bir uşak olarak bakmaktadır.14-AB, ABD ve İsrail, Kürtleri Türkiye’yi bölmek için desteklemektedir. Daha sonra Kürtleri daha küçük parçalara ayırıp yok edeceklerdir. Ermenilerin, Balkan ve Doğu Avrupa Hıristiyanlarının Osmanlı’daki imtiyazlı gücü Batı’yı hep rahatsız etmiştir. Ermeniler, bu oyunu mağlubu olmuştur.15-AB ve ABD Türkiye’yi Ortadoğu ve Orta Asya için yararlı bir model değil de zararlı bir model olarak değerlendirmektedir.16-AB ve NATO üyeliği Türkiye’yi yavaş yavaş ekonomik sömürgeleştirme etnik bölünme, iç karmaşa ve sosyal çözülmeye itmek için yem olarak kullanılmaktadır.17-TSK’yı ahlaksızlığın, dinsizliğin, Türk’e, Türk tarih ve kültürüne düşmanlığın ve Batı’ya teslimiyetçiliğin tarafı gibi gösterme politikası AB ve ABD tarafından başarı ile uygulanmış ve ordudaki bazı isimler de bu tuzağa düşmüşlerdir. Bu yolla millet sahte İslamcıların ağına düşürülmüştür. ABD ve AB bu planı da başarı ile uygulamıştır.18-AB ve ABD yine AB ve NATO üyeliğini Türk devlet sistemine ve karar mekanizmalarına sızmak ve Türkiye’yi istediği şekle getirmek için kullanmaktadır.19-Türkiye’nin Ortadoğu, Karadeniz, Kafkaslar, Türk Cumhuriyetleri, Balkanlar ve Akdeniz’deki doğal avantajları ve uygulamaya çalıştığı siyasetler sebebiyle peşmerge, ayrılıkçı Kürtler, Türkiye’yi engelleyici bir faktör olarak görülmektedir.20-Batı, bu sürecin sonunda Türkiye ve Ukrayna’nın bölüneceğini beklemektedir. Bu bölünme gerçekleştiğinde de Kürtlerin de bölge ülkeleri tarafından imha edileceğini ancak Kürtlerin tekrar “Türkiye ile birlik” kararı vereceğini öngörmektedir.Bu süreçte kazanılacak zaman ile Türkiye’nin Batı için tehdit oluşturmasının önüne geçileceği amaçlanmaktadır.21-Batı, İran’ın önderliğindeki Şiilerle, Türkiye ve Suudi Arabistan’ın önderliğindeki Sünnileri savaştırarak İslam’ı asgariye sahaya indirgemesini hedeflemektedir. Bu kapsamda geçmişte Özal’ı, bugün de RTE’ bu konuda ciddi desteklemektedir.22-Şii-Sünni Savaşı’nın gerçekleştirilmesi için Irak bir test ülkesi olarak kullanılmıştır. Bu testlerden sonra Türkiye’de İslam kisvesi altında bir diktatörlük oluşturulacak, bu yeni yapı dini ve milli! gerçeklerle İran’la savaştırılacaktır. “İslam’ın İç Savaşı” adı verilen senaryo en geç 2008 yılında vizyona girecektir.23-Bu kapsamda Türkiye’de toplumun, ailenin ve devletin hızla çözüldüğü ortamda ahlaksızlığın, fuhuşun, kumarın, çetelerin ve kanunsuzluğun tavan yapması sağlanacak bu süreçten Türkiye’yi tasarlanan sahte İslamcı bir diktatörlük kurtaracaktır. Bu diktatörlük Batı’nın siyasi ve askeri uşağı olacaktır.24-TSK 2002-2008 arasında ya tasfiye edilecek ya da tümü ile etkisiz hale getirilecektir.25-2008 yılından itibaren Türkiye’de Türküm demek yasaklanacak, milliyetçilik, devletçilik, Atatürkçülük ve gerçek Müslümanlık içeri atılma sebebi olacaktır.Yukarıda 25 madde haline sıraladığımız “Batı’nın gözündeki Türkiye ve Türkiye’nin imhası projesi”nin taşeronları kimler olmuştur ve olacaktır, bu sorunun tarihteki cevabını tümü ile biliyoruz.Batı’nın Bugünkü Taşeronu RTE mi?Batı’nın Başına Son 1000 Yılda Gelen En İyi Şey“AB ve ABD’nin son bin yılda başlarına gelen en iyi şey nedir?” sorusunun cevabını Batılı ülkelerin istihbarat ve diplomasi çevreleri, “Türkiye de ki Siyasi seçkinler olarak vermektedir.”Peki RTE’den önce Batı’nın Türkiye’de en sevdiği lider kimdir?Özal.Özal ve RTE döneminin ortak noktaları nedir?1- Ahlaki çözülme,2- Din tüccarlığı. Bu milli ve manevi değerler tezgahı ile halkı uyumakta kullanıldı3- ABD, AB ve Emperyalizmin uşaklığı,4- Batı’nın ekonomik, sosyal ve siyasal isteklerini realize etme,5- Rantçılığı destekleme,6- Etnik ve dini bölücülüğü teşvik,7- Ekonomik ve teknolojik yenilikleri yani Batı’nın yeni sömürge yöntemlerini tesis, bu şekilde yutturuldu. Bu dönemin II. Abdülhamit dönemine benzerliğine dikkat çekiyoruz.8- Reformlar Kamu disiplinini bozma9- TSK’yı zayıflatma,10-Medyayı yabancılara açma,11-Rüşveti meşrulaştırma,12-Eğitim, sağlık ve sosyal güvenlik sistemini bozma,13-Gelir dağılımını bozma,14-İç ve dış borçlanmayı politika haline getirme,15-Büyük güçlerin siyasal ve askeri uşağı olmayı, dünyada itibarımızın artması gibi gösterme,16-Talabani ve Barzani seviciliği,17-Siyonizm hayranlığı ve uşaklığı,18-Türk, Atatürk, devlet, millet, gerçek İslam gibi bizi biz yapan tüm değerlere düşmanlık,19-İslam’ın içini boşaltmak,20-“Allah” diye diye emperyalizme hizmetkarlık yapmak, yani AB seviciliği21-Hezimetleri hizmet gibi yutturmak,22-Türkiye’nin idari, hukuki, siyasi ve askeri mekanizmasını bozmak.Acaba bu şartlar altında Özal’ı Türk Devleti öldürmüş olabilir mi? Ve aynı devlet RTE’yi öldürebilir mi?OLMAYAN DEVLET ÖZAL’I ÖLDÜRDÜ NASIL DENİR?Görüldüğü gibi ortada devletin, milletin, ordunun ve milleti millet, devleti devlet yapan değerlerin tasfiyesi yaşanırken, hırsızlıkların, ihanetlerin hesabı sorulmazken yani “devlet” yok edilmişken, Özal’ı Türk devleti öldürdü demek abesle iştigal etmektir.Şimdi olmayan devletin RTE’yi öldüreceğini ileri sürmekte herhalde yeni mizah anlayışı olsa gereke!EĞER ÖZAL’I DEVLET ÖLDÜRMÜŞSEBir devlet kendi devlet adamını ancak bir şartla öldürür; o da ihanettir. Bir devlet kendisine ve milletine hizmet edeni öldürmeyeceğine göre, acaba Özal “hizmet” adı altında devletine ve milletine “ihanet” etti de ondan mı öldürüldü?Eğer öyleyse, Korkut Özal’ın sözleri çok anlamlı ve çok önemli hale gelir.Acaba Korkut Özal, “RTE’de Turgut Özal gibi, devlet niye RTE’yi ortadan kaldırmıyor” demek istiyor olabilir mi?Gerçekten de bir devletin kendi yöneticisini öldürmesinin tek sebebi vardır, o da ihanettir.Korkut Özal’ın değişik bir üslupla RTE’ için Özal’ın başına gelenleri istediği tespitini söyleyemez miyiz?1- Eğer Özal’ı Türk devleti öldürdü ise kesin olarak bir ihanet vardır.2- Eğer RTE’yi Türk devleti öldürecek ise yine ortada, Korkut Özal’a göre, Özal’ın ihanetinden daha fazlası var demektir.3- Bu kapsamda Menderes de mesela “hizmet” adı altında bir “ihanet” yaptı da ona mı kurban gitti?YA DA KULLAN AT FORMÜLÜ MÜ ÇALIŞIYOR?Çok basit bir ifade ile birileri “Kullan at” ya da “Kullan öldür” formülünü çalıştırıyor olabilir mi?Özal’la RTE’nin ortak yönlerini inceleyiniz, belki benzerliklerin dökümünü yapabilirsiniz.Çünkü, “RTE’nin Özal’a benzetilmesi çok tehlikeli.RTE’nin İran, Lübnan, Suudi Arabistan, Suriye ve Dubai ziyaretlerini Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin politikaları ile açıklama imkanımız ne yazık ki yok.Ortadoğu’da Türkiye ve İran’ın dışında bağımsız bir devlet yok. Her ülkenin sahibi var. Ama Batı bunlara çok güzel bağımsız devlet numarası yapıyor. Batı’nın kontrolünde olan bu ülkelere bir “Kahya” niteliği bile taşımadan yapılan ziyaretler diplomatik, siyasi, dini ve etnik tuzaklara aynı anda düşmeyi garantiliyor. Bu kapsamda sormak gerekiyor:• Acaba RTE Batı’yı ve Batı’nın Türkiye politikasını biliyor mu?• Acaba RTE, Türkiye’nin AB, ABD ve İsrail politikasını biliyor mu?• Daha net bir soru, acaba RTE devletini biliyor mu?• Acaba RTE Ortadoğu’da hangi ülkenin hangi devlete ait olduğunu biliyor mu?Peki o halde RTE İran’da, Lübnan’da, Suriye’de, Suudi Arabistan’da ve Dubai’de Türkiye için mi bulunduğu söylenebilir mi?RTE ile Özal’ın tarzının bu kadar örtüşmesi hiç de hayra alamet değildir. Amerika’dan çok Amerikancılık ya da Siyonistten ziyade Siyonistlik insanın başını derde sokar.RTE, ABD ya da İngiltere ve hatta İsrail “höt” dediğinde sıraya dizilen ülkelere, Türkiye adına ne diyebilir? ABD, İngiltere, İsrail adına ne diyebilir?Özal’ın ABD, İsrail, İngiltere istedi diye Ortadoğu’ya yaptığı ziyaretlerden birinde bir Suudi prens Özal’a “Tuzağa düşüyorsunuz, sizi bize gönderenler bizi yönetenlerdir. Acaba niye sizi “kendi adlarına” yönettikleri ve sahip olduklarını bize gönderiyorlar, hiç düşündünüz mü?” diye sormuştu. Özal’ın bu soru karşısındaki yüz ifadesini ne yazık ki kamuoyu göremedi.Şimdi aynı soru RTE’ye sorulmalı; “Batı’nın hangi tuzaklarına, Özal gibi, aynı anda düştüğününzü biliyor musunuz?”Özal Ortadoğu’yu hiç bilmediği için Türk devleti adına gittiği ülkelerden başka devletler adına bir şeyler istedi ve hatta kendince kurnazlıklar yaptı. Sonuçta Batı’nın kendisini bir nevi birilerinin sadakatini ve hatta Özal’ın sadakatini ölçmekte kullandığını anlamadı.Bugün aynı hatalara yine düşülüyor.ABD’nin RTE üzerinden Ortadoğu’da yürüttüğü diplomasi trafiği Türkiye’nin hedeflerini çıkarlarını, haklarını ve jeostratejisinin dinamiklerini temsil etmiyor ama Türkiye’nin jeopolitiğinin üretimlerini Batı’nın kullanımına sunuyor ve bunu yaparken de “devletini” bir kenara bırakıyor. Aynen Özal’ın yaptığı gibi.ABD’nin RTE üzerinden yürüttüğü RTE’nin icraatlarıyla Türk devletini borçlu hale getirme politikası kabul edilemez. Batı’nın zaten kendi sömürgeleri olan devletleri Türkiye Sünni şemsiyesi altında toplayıp da yeni maceralara girmez ve girmemeli. Batı, RTE’nin, kendi başına yürüttüğü Sünni blok kurma faaliyetlerini Türk Devleti’ne mal edemez.Yine ABD’nin Türkiye’de hem iktidarı hem muhalefeti kontrol altında tutma çabaları da komik kaçıyor. Yani muhalefete hoş gelecek yayınlar hem de iktidara “korkma arkanızdayız” mesajları hoş değil.En azından ABD’de, İngiltere’de ve İsrail’de Türkiye’de olduğu gibi hukuken butlan siyasi yapılar yani oldu bitti ile iktidar olan var. Bu sebeple kimse Batı arkamda diye efelenmesin. Arkanızdaki Batı değil, Azrailinizdir.Evet Batı’yı, Ortadoğu’yu ve kendi devletinizi tanımadan politika yaparsanız ve devletinizi yok sayarak ihanet içinde olursanız, sizi kullananlar akıbetinizi görerek konuşursa “başınız belaya girer” diyerek sizleri sustururlar ve sonra da suçu Türk devletinin üzerine atarlar.Devlete ve millete ihanetiniz yoksa, “devlet” sizi niye öldürsün?“Devlet sizi öldürecek” diye uyaranlar, hangi ihanetinizi biliyor, hangi ihanetlerinize ortaklar?Özal millete ve devlete ihanet mi etti? İran, Lübnan, Suriye, Suudi Arabistan ve Körfez ülkeleri ziyaretleri Türkiye adına mı?ABD niye kendi kontrolündeki ülkeler için aracı kullansın?Herkes şöyle bir durup düşünsün. Hangi tuzaklara düşürüldüğünü, hangi amaçla ne yapmak istendiğini aklının erdiği ölçüde sorgulasın. Tuzağa düşen Türk Devleti’nin olmayacağını gördüğünüzde eyvah dediğinizi de bakalım destekçileriniz yanınızda olacak mı?Bizden söylemesi!!!!!!!!!!!!
TOPLUMDA TOPLUMLA YAŞAMAK
KAYNAKTAN DERYAYALEBİDERYAYalnız başına hayat sürmek mümkün değildir. Toplumla yaşamak zorunluluğu vardır. Toplumla yaşarken de uyulması gereken kulları unutmamak gerekir.Toplumun huzur ve güveni için bu çok önemlidir.toplumda kurallara uyulmadığı zaman kargaşa yaşaır. Toplum kuralları kendiliğinde oluşur... Yani yasalar hzuur ve barış zemininin muhafaza edilmesi için konulmuştur.Uyulması gereken kuralların oğu toplumda ihtiyaca binaen oluşmuştur...Fakat zaman zaman öyle ilginç ve şaşırtıcı durumlarla kaşılaşıyoruz ki; İnsanlar büyük şehre saatlik çıkmış işini yapıp sakin evinde oturacaktır.Bir milletin temizliği ve dürüst olup olmadığını da nereden görürüz?Bu sorunun cevabını net olarak bellidir. Tuvaletten belli olur temizlik.Biz müslüman toplumuz ve "TEMİZLİK İMANDAN GELİR" HADİSİ ŞERİFİ DE EMİR NİTELİĞİNDEDİR.Buna rağmen eğer tuvalet konusuna hassasiyet gösterilmiyor ise; temizlikten bahsetmek mümkün değidir. İki çiçek resmi koymak ile güzellik ve yemizlik olmaz. Koca dev binaları yaptırıyoruz. Çok büyük kamu hizmet binalarını süslü püslü yaptırıyoruz her türlü konforunu sağlıyoruz. Ama iş en ciddi konuya gelince maalesef sınıfta kalıyoruz. İzmir İli Karşıyaka İlçesini mutlaka gezmişinizdir. Kaç tane umumi tuvalet vardır bieniniz merak edeniniz var mı?Resmi kurumlarda işiniz olur tuvalet ihtiyacınız var yahut da elinizi yıkamak istersiniz. Koridorda tuvalet işareti vardır... Tuvalete yönelirisniz üstünde yazı... "Personel Tuvaletidir". sabır diyerek başka var mı diye bakınırsınız ama maalesef yoktur.. Müdür tuvaleti, başkan tuvaleti, personel tuvaleti düşünen bu koskoca akıllı yöneticilerimiz; niye vatandaşı hesaba katmadı acaba? Bunu düşünen oldu mu hiç? Ya kardeşim adamı çileden çıkarmayın kamu binası adından belli ki millete hizmet binasıdır. Tuvaletin memuru müdürü mü olurmuş. Toplumdan bu kadar kopuk yaşayan bir anlayış dünyanın neresinde var acaba?Müdüre; ayrı tuvalet, ayrı makam arabası, ayrı yemek salonu, ayrı asansör, ayrı kafeterya olur mu? Bu milletin parasını böyle çarçur etme yetkisini nerden aldılar acaba. Bu anlayışa son verecek bir insaflı da çıkmaz .. vatandaş da ne tesin o meşhur sözü söyler ""BURASI TÜRKİYE..." ..İYİ YA İYİKİ "BURASI TÜRKİYE..." DAHA HASSAS OLUNMASI GEREKEN ANLAYIŞIN DERHAL KANALIZE EDİLMESİ GEREKMİYOR MU?KOCA ŞEHİRDE BİR TANE UMUMİ TUVALET OLMAZ MI?Şehirde işi olan kişi ne yapsın şimdi. Cami arayacak ki tuvalet ihtiyacını karşılasın.. Hani adamın aklına gelmiyor değil.. Biirleri acaba biz özellikle tuvalet yaptırmayalım ki; camideki tuvalete giden belki de namaz kılar da böylece de sevap kazanırız.. "" diye düşünen mi var acaba.. Vatnadaşa karşı işkenceye varan eziyeti ettirdikten sonra o vatandaş sana beddua etmek için mi ibadet etmek için mi camiye gitsin şimdi.Eğer böyle anlayış ile davranılır mı?Bir şehrin temizliği tuvaletinden belli olur.. O şehirde eğer umumi tuvalet yok ise; temizlik kelimesinin lafı bile edilemez. Nasıl olsa makam mevki sahipleri için özel yapılan tuvaletler var. Vatandaşa niye yapıpda ""Tuvalet Bütçesi.. "" için ayrılan ödeneği başka yerlere verelim,, diye düşünneler olmasın sakın..Tekrar ediyorum bir milletin temizliği insana değer vermesi "tuvalete verdiği önem ile netlik kazanır.... ""Bir de şu anlayışlardan hemen kurtulmak gereki.. Yeni binada aman ha yönetici için her türlü konfor olsun memur için o kadar da önemli değil, vatandaşı kim ne yapsın.. Siyasetçiler geldiğinde de zaten o heyecandan vatandaş tuvaletide unutuyor.. Unutmayan bir de çıkarsa orda bulunanlar tuvaleti hatırlatan kişi için "" adam delirmiş başka konu mu kalmadı kardeşim ne kadar gayriciddi adamsın"" tepkisini gösteririz.. Olur biter..Ey başkanlar, sayın parrti başkanları, belediye başkanları, kaymakamlar, vali yardımcıları, vailer bu konunun üstüne durunuz.. Temizlik konusunu aşılamak da buradan gececektir..dev binalarda makamlarda oturmak dışarıyı çok iyi gözlemlemek ve vatandaşın neye ihtiyacının olduğu tesbit etmek ve yetersiz kalınan ve olmayan hizmetlerin yapılmasını temin etmek demektir.Sağlıklı yaşam için yaşam şartlarını kolaylaştırıcı tedbirleri almak uygulamak gerekir. temiz olmak içinde tuvaletlerin hizmete sunulması hatta şunu da belirteyim ki; bu kadar yerlere harcama yapan devlet tuvaleti ücretsiz hizmete sunmalıdır....TEMİZLİK KONUSUNDA HASSASİYET GÖSTERİLMESİ TOPLUMUN TEMİZ OLDUĞUNUN GÖSTERGESİDİR.HİZMET BİRİMLERİNİN DEVREYE ALINMASI İSE ANCAK VE ANCAK YÖNETİCİLER TARAFINDAN GERÇEKLEŞİR.TOPLUMLA YAŞAMANIN KURALLARI VARDIR DERKEN EN ÖNEMLİ KONUYU DA GÖZ ARDI ETMEK İSTEMEDİM.. YARIN TOPLUKLA BRİLİKTE YAŞAMANIN KURALLARI İLE DEVAM EDECEĞİZ.
GÖREVİ LAYIKIYLA YAPMAK ERDEMLİK DEĞİLDİR
KAYNAKTAN DERYAYALEBİDERYAGÖREVİNİ LAYIKIYLA YAPMAK ERDEMLİK DEĞİLDİR İnsan hayatını sürdürüken kendisini yöneteck kişileri oyları ile belirlerler... Bu yöntem bizim ülkemizde iki ayrı katagoride yapılır.. Yasa yapıcıyı ayrı seçeriz.. Yerel yöneticilerimizi ayrı seçeriz...Bu seçimden sonra da seçimde tercih yapanlar, otokontrol yöntemi ile seçtikleri kimseleri denetleme hakkına da sahiptirler..Fakat seçim yapılır; her şey unutulur...Bir kimse belediye başkanı olmuş şehre görevi gereği hizmetler sunmak zorundadır..Görevler yapılmaya yapılmaya öyle bir konuma gelmişiz ki; işini yapan kimseyi eşsiz görürüüz.. Halbu ki yaptığı görevin ücretini de ödenmektedir.. Bunun hesabı hiç bir zaman yapılmaıştır... Sokakların düzeltilmesi ile ilgilenen bir yerel yönetici çalışkan değil liyakatla işini yapan insandır...Park yapmak, okulların bahçesini ağaçlandırmak, trafik ışıklarını faal hale getirmek, halkın ihtiyaçları için gerekirse devletin kullandığı imkânları seferber etmek seçilmiş ve yetki verilmiş kimsenin asli görevidir.Ama görevler öyle rafa kalkmış ki; ihmal edile, edile görevini ifa eden kimse erdem kişi olarak anılmaktadır.Birde adam seçim öncesi gelip bir şekilde oy alıyor.. Sonra seçim geçiyor seçmeni hatırlamıyor...Sonra yeni seçim dönemi gelince birileri yeniden geliyor. İki güzel laf ediyor.. Bir iki de iş yapıyor bunu da göklere çıkarıyoruz.Halbuki; seçilecek olan kimse zaten hizmet etmek için seçilmiyor mu? O halde yapması zorunlu olduğu bir iş nedeni ile erdem neden olsun ki. O insan görevini yapıyor.. Ama baştan da söyledim ya görevler öyle ihmal edilmiş ki işini yapan çalışkan diye anılıyor. aslında çalışkan falan değil sadece görevini yapıyor... Sadece görevini yapan da işinin ehlidir. Hepsi bu...Bir yerde bir genel müdür çalışıp işini ihmal etmeden yapıyor.. Başlıyor hemen "efsane adam, biyonik adam, muthiş zekalı... " demeye.. Ne alakası var adam yapması gerekeni yapıyor bu da zaten onun görevi yapmak zorunda demiyoruz.Görevini ihmal edene de hesabını sormuyoruz. Bunların tesis edilmesi zor olmasa gerek.Bir insan ehr şeyden evel işinin ehli olmak zorundadır....Geçenlerde Başbakanlık Müsteşar yardımcılığına atana eski kaymak için bir yazı okudum... "Efsane kaymakam "" deniyordu yazıda.. Neden efsane olsun ki.. Efsane olmasının sebebi de "çalışmış görevini yapmış...."" Görevini yapan insan neden efsane olsun. Burasını anlamak mümkün değil.. Aslında işini yapan kimselerden de bu konuda tepki bekliyoruz. Meslea o sayın kaymakam çıkıp da "Efendim ben bana verilen bir görevi hakkaniyetle yapmaya çalıştım. yetkilerim ölçüsünde hizmet ettim.. Zaten bu yaptığım görevimin karşılığında devletim bana ücretimi ödüyor.. bunun neresinde efsanelik, erdemlik.. işimizi yapmak zorundayız.. "" demelerini gerçekten de çok bekledim. Fakat böyle bir açıklamayı bu zamana kadar hiç kimseden de duymadım.. Yani öyle övgülerin söylemesi onların gurularını okşamış belli ki.. Ama bize göre görevini yapan kimse sadece işini yapıyordur.. İşini yapmayanlara yaptırımların uygulanmadığı toplumlarda işini yapanlara her zaman "erdem, büyük insan efsane beyin"" şelinde yorumlar yapılacaktır..Her görevliye şunu söyleyerek konuyu kapatalım..: " Atana veya seçilen kimse verilen görevi yerine getirmek zorundadır. Görevini ihmal etmemiş işini ehli ile yapmıştır. Yani; efsane değil işini bilen aldığı maaşı hak eden oluyorsunuz. Bu ülkenin kalkınması kalkınması için her çalışna görebini ihmal etmemelidir... hak etmeden alınacak her kuruşta tüy bitmemiş yetim hakkı vardır..."""Çalışkanlık, görevini layıkıyla yapmak erdemlik değil; olması gereken davranıştır.Her çalışanı görevini layıkı ile yapmaya davet ediyorum..Saygılarımla...
TOPLUMDAKİ SOSYAL EREZYONUN ANALİZİ
TOPLUMDAKİ SOSYAL EREZYONUN ANALİZİKAYNAKTAN DERYAYALEBİDERYAİNSANCA YAŞAMIN HAYAT TARZI OLARAK SEÇİLDİĞİ BİR DÜNYA DÜZENİTOPLUMDAKİ SOSYAL EREZYONUN ANALİZİToplum ile hayatımızı idame ettirmek zorundayız. Bunun içinde bazı değerleri yaşamımızdan hiç bir zaman çıkaramayız. Bu değerlerin başında da insanlık gelir.İçinde bulunduğumuz zaman diliminde ise; insani değerler yerine unvan, şöhret ve para öne çıkmaktadır.Kendimize günlük hayat içinde sorular soralım……1- Bize karşı tutum ve davranışında menfaatleri öne çıkarmayan sade duruş gösteren, fiyakadan uzak samimi davranış içinde olan ve unvanını, şanını, şöhretini hesaba katmadan selam veren insana karşı nasıl davranıyoruz ?2- Ünvanı olan bir kimse bize selam verdiği zaman nasıl davranış içinde oluyoruz?3- Sosyal katmanlar içinde kimseye zararı olmayan ama madden de kimseye destek olamayan bir kimseye karşı davranışımız nasıl?4- Süslü laf bilmeyen, yüreğinden geldiği gibi açık olan bir insana karşı bizim düşüncemiz nedir?5- Süslü laf söyleyen ve unvanı olan birinin yanımızdaki yeri nedir?Etrafımızdaki insanların bize karşı yaklaşımını da günlük yaşamın analizini yaparak görebiliriz.1- Sıkıntılarımız olduğu zaman bize karşı nasıl davranılıyor?2- Paramız, şöhretimiz, nüfuzumuz, makamımız, unvanımız var iken etrafımızda bulunan insanların bize karşı davranışı nasıl?3- Hasta olduğumuz zaman, madden bir sarsıntı geçirdiğimiz zaman, makamımız olmadığı zaman, darlıklar ile birlikte hayat sürdüğümüz zaman etrafımızda bulunan insanların davranışları nasıl?4- Sade davrandığımız zaman bize karşı davranışlar nasıl?Bütün bunları değerlendirmesini net olarak geçmişteki hayatımızdan bazı kesitlerin tahlilini yapmamız yeterli olacaktır.Bir dönem çok iyi şartlarda yaşam tarzımız olduğunu varsayalım. O dönemlerde yanımızda “en iyi olan sensin, en güzel olan sensin, en mükemmel insan sensin, en güçlü sensin, ….. “. diyenlerin olduğunu görmüşüzdür.Ne zamanki o çok iyi dudumlar dediğimiz anlar ortadan kalkmış ise; bize karşı yine aynı kişilerin yüzümüze karşı demeseler bile; ardımızdan “Boş ver, gereksiz adam, parası yok, baksana aç, itibarı kalmamış, adam yerine koyan bile yok….”. gibi söylemlerde bulunduklarını hissetmişizdir. Yüzümüze karşı da samimi söylemlerin yerini sahte, maskeli davranışlar aldığını görürüz.Bütün bunların bu noktaya gelişinde bizim de hatamız oldu mu acaba?Acaba biz de hayatımızın bir yerlerinde benzeri davranışları başkalarına yaptık mı?İnsani ölçüler içinde olan, riyadan ve çıkarcılıktan uzak yaşantısı olan amacı sadece insanlık olan birine karşı yeter kadar net duruş gösterdik mi acaba?İki türlü yaşam şeklini yan yana getirip bir daha analiz yapalım mı?Buyrun birlikte inceleyelim…Birinci Katagori:Unvan sahibi, ağzı laf yapıyor, üç beş kuruş parası da var. Giyinirken marka giyiniyor. Arabası modelli, İnsanlara süslü laf etmeyi de çok iyi öğrenmiş. Her akşam nerelere gittiğini ister özel olsun ister se genel olsun övüne övüne anlatıyor ((Kendisi anlatmasa bile (bazı ağır adam rollerinde genelde bunu taktik olarak yaparlar) başkasına bilinçli olarak kendisinden söz eder ilgi çekmeyi sağlar)). etrafı olduğunu her fırsatta söylenir. Ona göre dünyada gezmediği yer, tanımadığı kültür katmanı kalmamıştır… Ama hep çıkarcılık öne çıkmaktadır. Bunu başlangıçta belki bizler bile hissedemeyiz. Belki de şöyle düşünürüz “”Bizim gibi sade insana, sıradan birine koskoca mevki sahibi selam veriyor helal olsun şu insana …”. değerlendirmesini yaparız. İşte karşının da istediği bizim bu noktadan değerlendirme yapmamızı sağlamak ve tuzağın birinci ayağını geçmektir. Buradaki tuzağı geçenler, ikici aşamayı rahat geçerler çünkü biz ona selam vermek için can atarız. O kadar yoğun olduğu görüntüsünü de vermış, ama o yoğunlukta yine de bizim selamımız alınmıştır.. Bu durumda mutlu oluruz.. Halbu ki bu durum şlerde başımıza olmadık işler açacaktır…..Çünkü biz burdaki davranışımızla insani değerleri ön plana çıkarmadan sadece karşı tarafın makam ve şöhreti için selmlaşıp ondan da mutlu olduğumuzu sanmışız. Bu davranışımız ile de hatalı olduğumuzu bilememişiz.İkici katagori:Unvanı, arabası, makamı yok, elbiseler de kat kat değilmiş, öyle süslü laf da bilmiyor. Doğru bildiğini yapıyor, yaşıyor, Başkasını da kendisi gibi biliyor, kendine yanlış yapılmış ise bu yapılan yanlışlığın kaynağını, sebebini anlatıyor ki aynı yanlışa başkası da düşemsin…Her gece başka başka alemlere de gitmemiş, evi ile işi arasında bir yaşamı var.Bu durumda iki ayrı davranış, iki ayrı insan var karşımızda… Biir sade, biri süslü…Biz bunların hangisine daha yakın davranmalıyız sorusunu ele alır isek sonuçta yine hata yapmış oluruz.Bunun yerine insani değerlere göre davranış belirleyip, insan olan ve insanca davranan kimse benim için selam verilmeye değer diyerek görüş ve yaşam tarzı belirlemeliyiz.Biz bunu yapmadığımız sürece toplumda sosyal sınıflar arasındaki çatışma hep var olacaktır. Toplumdai acımasızlıklar hep devam edecektir.Bu duruşun acımasızlaları ortadan kaldıracağını söylemek de saflık olur. Ama yeni ortaya çıkacak geri dönüşü olmayan üzücü olayların önlenmesi ancak bu düşüncenin hayat tarzı olarak seçilmesi ile mümkün olacaktır.İnsanlığın öne çıktığı bir ferdi yaşantıda, topluma buna göre yansımalar olur. Toplumda bu yaşantıyı gözleyen bir kimse bu yaşantıyı kendine örnek alır. Böylece ikinci bir kişide insanideğerleri yaşamında öne çıkarmış olur. Bu daha ileriki dönem ve zamanlarda yaygın bir yaşan tarzı belki de toplumumuzun genel yaşam tarzı haline de gelebilir.“Ben bana nasıl davranılmasını istiyor isem; karşımdakine de aynı şekilde davranış göstermek zorundayım”. felsefi düşünce olmaktan çıkıp yaşamımızın değişmez bir parçası haline gelmelidir.İnsani değerle ile hayat süren kişiler daha istikrarlı olurlar.Hakkaniyet de ancak bu şekilde tesis edilir.İnsanca yaşamak hepimizin hakkıdır..Bunu bize kimse çok görmesin. En önemlisi de kendimize iyilik yapalım ve bu yaşam şeklini kendimize çok görmeyelim.İnsanca yaşanan yarınlara selam olsun.Allah (C.C) Yar ve Yardımcınız Olsun
FATMA ANA
ECDADIMIZIN HAKKINI NASIL ÖDERİZ.FATMA ANA .. SENİN HAKKINI NASIL ÖDERİZ..YER ÇANAKKALE.... SAVAŞ BÜTÜN HZIYLA SÜRÜYOR.. KİMSE DÖNMEYE GELMEMİŞ, ÖLMEYE GELMİŞLER. EY ECDAT UYAN KALK DA BİR TORUNLARINA BAK.. """TÜRKLER İNSAN DEĞİL DİYEREK ZEHİRLİ GAZ ONAYINI İNGİLİZ MECLİSİNDEN ÇIKARIP DA ZEHİRLİ GAZ İLE TÜRKLERİ İMHA ETMEK İSTEYEN `"""ÇORÇİL`İN"""" ADINI LAKAP OLARAK KULLANAN NASIL SENİN TORUNUN OLUR? SANAL DÜNYAYA BİR BAKINIZ ORADA KULLANILAN TAKMA İSİMLERİN KAÇ TANESİ TÜRK ADI.. EVET ORASI DA BİR DÜNYA DEĞİL Mİ? ORADA İNSANLAR YOK MU? VAR ELBET VAR AMA.. ECDADINI UNUTMUŞ.. BİR TORUNLAR SÜRÜSÜ VAR.. ECDADIM.. BU MİLLET SANA LAYIK OLMADIKÇA. BU MİLLETİN ÜZERİNDE ŞEHİT KANI VAR. TOPRAĞINDA ŞEHİT KANI VAR.. SANA LAYIK OLMADIKÇA AYAĞA KALKAMAZ.. BUNUN İÇİN TOPYEKÜN GELİN ADI TÜRKÇE OLMAYAN KİM OLURSA OLSUN TÜRK OLUP DA ADINI TÜRKÇE YAZMAYAN İŞYERİNİ TÜRK ADI YAZMAYANLARI ECDADIMIZA HÜRMETİMİZ VARSA TECRİT EDELİM..Çanakkale`nin Eceabat İlçesi`ne bağlı büyük Anafarta Köyü`nde yaşamını sürdüren 97 yaşındaki canlı tarih Fatma Hızal, savaş sırasında ve sonrasında yaşadığı olayları anlatırken gözyaşlarına engel olamadı. ECEAABAT’A GİDENLERİMİZ O TOPRAKLAR ŞEHİT KANI FIŞKIRIYOR.. BUGÜN MÜSLÜMÜNANLIK BENİM İÇİN ÖNEMLİ DEĞİL DİYEN BAZI ZÜMRELER TÜREMİŞLER. SİZİN ECDADINIZ BİN YILDIR TÜRK İSLAMA HİZMET EDİYOR. ET VE KEMİK GİBİ OLMUŞLAR DA.. ŞİMDİ SİZ ECDADINIZA HÜRMET EDİYORSUNUZ .. HAYIR HÜRMET ETMİYORSUNUZ.. HAKARET EDİYORSUNUZ..Çanakkale`nin Eceabat İlçesi`ne bağlı Büyük Anafarta Köyü`nde doğan 97 yaşındaki Fatma Hızal, savaş sırasında köylerinin de bölgeye yakın olması sebebiyle büyük sıkıntılar çektiklerini ifade ederek, "Savaşın sonlarına doğru olan bölümü hatırlayabiliyorum. Bir gün `Atatürk köyünüze gelecek` dediler. Bütün köylüler onu karşılamak için hazırlıklara başladı. Ben de o sıralarda ilkokula gidiyordum. Öğretmenimiz de şiir okumak için beni görevlendirmişti. Birden karşıdan atıyla birlikte köyümüze giriş yaptı. Başında kalpak vardı. Bütün köylüler onu alkışlarla karşıladı. Ben de o sırada öğretmenimizin bana verdiği şiiri ezbere Atatürk`e okudum. Şiiri büyük bir dikkatle dinleyen Atatürk daha sonra muhtarlarla birlikte köy muhtarlığına gitti. Kendisine köyde birkaç hayvan kesilerek ikram verildi. Atatürk’ün karşısında şiir okurken çok heyecanlanmıştım" dedi. ATATÜRK VE ONUN ARKADAŞLARI VE KOMUTANLAR VE ASKERLER VE YAŞLI KADIN ERKEK ÇOCUK HERKES VATANI KURTARMAK İÇİN CANLARINI VERMEDİLER Mİ..? CANLARINI ORTAYA KOYMADILAR MI?? O HALDE.. ECDADA HÜRMET ETMEZ İSEK NASIL AYAĞA KALKARIZ.. BİZİM ÜLKEDEKİ KADAR EKMEĞİNİ YİYEREK ÜLKESİNE İHANET EDEN İŞBİRLİKÇİ HAİN GAFLET İHANET İÇİNDE OLAN BAŞKA BİR ÜLKE VAR MI ACABA.?. 7 yaşındayken 90 yıl önce Atatürk`e okuduğu şiiri aynı heyecanla bir kez daha okuyan Fatma Hızal, zaman zaman heyecanlı anlar da yaşadı. Şiirini okuduktan sonra memlekete gençlerin sahip çıkmasını da isteyen Fatma Hızal, vatanın bölünmez bütünlüğü için herkesin elinden geleni yapmasını istedi. FATMA NİNE SENİ MİNNETLE ANIYORUZ.. ECDADA RAHMET DİLİYORUZ.. Savaşın gerçek yüzünü çok iyi bildiğini anlatan Hızal, "Savaş sırasında bizlerden köyümüzü terk etmemiz istendi. Biz de fakir halimizle evlerimizi bırakıp üzerlerimize birkaç eşya aldıktan sonra burada bulunan bazı araçların arkasına binip Gelibolu İlçesi`ne ait köylere gittik. Orada bir süre yaşadık. Fakir olmamız nedeniyle ekmek alacak paramız yoktu. Mahallede bulunanlar ise bana `Sen burada bulunan mahalleliyi davul çalarak sahura kaldır. Bizler de sana biraz harçlık veririz` dedi. Ben de bu şekilde davul çaldım. O paralarla ekmek alıp karnımızı doyurduk" dedi. Bu sözleri anlatırken gözyaşlarına engel olamayan Fatma Hızal, "Savaşın ne demek olduğunu burada çok iyi anlayabilirsiniz" dedi. "Birlikte oynadığımız Rum Kızları bizleri Keseceklerini söylüyorlardı" Aynı köyde oyun oynadıkları Rum kızlarının savaş sırasında "Siz Türkler`i kıtır kıtır keseceğiz" dediklerini de belirten Fatma Hızal, "Rum kızlarıyla çok iyi arkadaştık. Savaşla birlikte onların bize karşı davranışları da değişti. Bir gün yakın arkadaşım olan bir Rum çocuk `Sizi kıtır kıtır keseceğiz` dedi. Ben de ona `Biz sizi keseceğiz` dedim. Sabah bir kalktık. Köyde bir tek Rum kalmamış. Herkes köyü terk etmiş. Hepsi kaçmışlar. O günden sonra da Rumlar`dan kimse burada kalmadı. Savaş çok kütü bir şey" dedi. Büyük Anafarta Köyü`nde tek göz odalı evinde yaşamını sürdüren 97 yaşındaki Fatma Hızal, dinç dimağı ile zaman zaman kendisini ziyaret edenlere savaş sırasında yaşadıklarını anlatmaya devam ediyor.BUYRUN BUYRUN OKUYUN .. ŞİMDİ NE DİYORSUNUZ EFENDİM. TEPKİMİZDE HAKSIZ MIYIZ..? KAN VAR.. AH VAR.. EĞER LAYIK OLMAZSAK AH VAR..LAYIK OLALIM ECDADIMIZA Kİ; AYAĞA KALKALIM.. İHANET İÇİNDE OLDUKLARINI BİLDİĞİM KİMSELERİN YAYIN KURULUŞLARININ KİTABINI GAZETESİNİ TV SİNİ İZLEMEMEYİ GÖZLEMEMEYİ OKUMAMAYI KENDİMİZE DÜSTÜR EDELİM Mİ?BELKİ BU YAKLAŞIM ONLARI HİZAYA GETİRİR NE DERSİNİZ..ALLAH C.C YAR VE YARDIMICINIZ OLSUN.
LEBİDERYA
LEBİDERYA
SEVGİLİM (ŞEHİT EŞİNİN MEKTUBUDUR)
SEVGİLİM(ŞEHİT EŞİNİN MEKTUBUDUR)Ölüm denen o yoğun, kör karanlığın kederini, kahredici yalnızlığını ancak ben gibi ayrılıklara mahkum edilenler bilir…Sen kahpe kurşunlarıyla son nefesini verdiğin gün ben de dilimi mühürledim… Baban "Vatan sağ olsun, bir evladım daha var, o da feda olsun" diye ağlarken, 7 aylık oğlunu "emanetin" diye kalan son gücümle sıkı sıkı sarmıştım da nedense ayaklarım beni taşımıyordu. İki yanımdan koluma girmişlerdi, o an kalabalık bana çok gelmişti.. Kim bilir kaç kişilerdi.. Kasaba halkının yarısı arkamızdan geliyordu.. En önde giden sen! Üstüne örtülmüş al bayrağımdan gözlerime kızıl miller çekiliyordu… Son kez telefonda duyduğum sesin beynimde yankılanıyordu. "Hepinizi çok özledim…" "Özledim…" "Özledim…" Susmuştum….Oğlan büyüdü artık, her geçen gün biraz daha sana benziyor… Resimlerden tanıdığı sana özenerek saçlarını sen gibi tarıyor… O güldüğünde sanki sen gelip oturuyorsun karşıma… İçim ılık ılık kanıyor ama ne o gün ne ondan sonra, her sabah uyandığım ıslak yastığımı saymazsak, hiç ağlamadım.. Kavlimiz vardı unutmadım, "neden" diye hiç sormadım, bir kahpe kurşunla yıkılmadım, rabbim verdi sabrını ne boyun büktüm, ne senden vazgeçtim.. Her gelen kara haberde, hangi şehrin şehidiyse oranın valisi, kaymakamı, esnafı, askerler, tanıyanlar, yakınlar…Şimdiye değin ağıtlarla, bayraklarla uğurladıklarımız kadar olmasa bile yine de kalabalıklar… Televizyon ekranından geçiyorum, ben de yürüyorum onlarla… Bir kez daha… Bir kez daha… Bir … Sevgilim,Sen de oralardan görebildin mi bilmem, bu günlerde buralarda zamansız bir kırlangıç fırtınası var… Hangi televizyonu açsam, bir kahramandan söz ediliyor… Gazeteciymiş.. Ürkek bir güvercin gibiymiş.. İnsanlar gözyaşları arasında onun ne kadar mert, ne kadar vatansever olduğunu anlatıyor… Gündüz gözü şehrin tam ortasında vuruvermiş zalimler… Gördüm adamcağızın nasıl yattığını o soğuk taştan kaldırımda… Üzerine gazete örtmüşler… Ayakkabısı da yırtıkmış… İçim acıdı… Sahi sevgilim, operasyona gittiğiniz dağda, gecenin ayazında o karların arasında vurulduğunda karnın tok muydu ? Üşümüş müydü ellerin, esen deli rüzgar yaşartmış mıydı gözlerini? Bölücü hainlerle çatışırken, sağınızda solunuzda bombalar patlarken ne geçmişti aklından en son ? Bunları bilememek koyuyor insana, yine de mayınlara verdiğimiz şehitlerimizi düşününce şükrediyorum.. Hiç değilse sen parçalanmadın, vatan toprağında bütünsün, vedalaşırken kaskatı elini tutabilmiş, uzun uzun yüzüne bakabilmiş, mühürlediğim dudaklarımla solgun, soğuk alnından öpebilmiştim … Diyorlar ki öldürülen gazetecinin adı Hrant Dink`miş, Türkiye Cumhuriyeti mahkemelerinde Türklüğe hakaretten yargılanmış.. Kibarlık olsun, Türkleri incitmesin diye Ermeni soykırımı oldu demiyormuş da, Türkiye Ermenilere karşı suç işlemiştir bu suçu kabul etsin, iki devlet aralarında anlaşsın, gereken yapılsın diye yazıyormuş, söylüyormuş… Ermenistan da Türkiye`den toprak istiyormuş… Sen gibi şehit olanların canıyla kazanılan vatanın birazını "bize verin" diyormuş… Günlerdir televizyonlarda bu gazeteci var sevgilim… Günlerdir kırlangıç fırtınası dinmiyor… Hükümetten birileri önermiş, Hrant Dink Türk bayrağına sarılsın demişler… Köşe yazarları da "Şehide ağıt" yazmışlar… Bize vatan uğruna ölenlerin şehit olduğu öğretilmişti.. Bayrak, vatan uğruna, vatana hizmet ederken can verene sarılır bilirdik… Cenaze törenini canlı yayınla verdiler… Hem de Dünyanın her köşesinde… Ben de senin ve sen gibilerin cenazesini kalabalık sanırdım… Bütün yurt bizle ağlıyor, terörü lanetliyor bilirdim… Yurdun dört bir yanından çoluk çocuk, yaşlı, genç demeden koşturup gelenleri görmeliydin…Mahşer yeri gibiydi ortalık.. Hepsinin ellerindeki pankartlarda "Hepimiz Ermeni’yiz" yazıyordu… Ne çok Ermeni varmış, şaşırdım! Sadece onlar mı ? Türkiye`yi düşman belleyenler de davetle gelmiş… Geliş paralarını da devlet ödemiş… Bu defa geçemedim ekrandan.. Yürüyemedim onlarla.. Burada cenaze böyle törenle defnedilirken, Ermenistan’da da "Soykırım Anıtı" önünde tören yapmışlar... Acaba orada da "Hepimiz Türk’üz" diyenler oldu mu ? Hani son konuşmamızda susmuştum. İçimdeki korkuları göstermemek için boğazım düğümlenmiş, sesim çıkmamıştı… Şimdi söylüyorum… "Ben de seni ben de seni… BİLEMEZSİN NE ÇOK ÖZLEDİM SEVGİLİM"Artık dilimdeki mührü çözüyorum, içimde biriktirdiğim feryadı salıyorum, gittiği yere gitsin kırlangıç fırtınasıyla… Böldürmemek için her biriniz siper ederek bedenlerinizi feda olmuştunuz vatana. Sizler kara toprağa bizlerse diri diri boşluğa gömülürken arkanızda yurdun dört bir yanından gelen "Ermeniler" yürümemişti.. Hiçbir yabancı televizyon acılarımızı dünyaya göstermemişti.. Karalara bürünen hayatıma, babasız büyüttüğüm evladıma karşın, yurdun dört bir yanında "Hepimiz Ermeniyiz" diye haykıranlara da helal ettim hakkımı … Bu yazı şehit ailelerimizin bütün duygu ve düşüncelerini tam olarak yansıtamasa bile onlar düşünülerek ve şehitlerimize saygı amacıyla Melike FK tarafından yazılmıştır...Teröre verilmiş şehidimiz olmadan da bütün şehitlerimizin sahibiyiz-
YAZI HADDEM.COM WEB SITESINDEN ALINMIŞTIR
YAZI HADDEM.COM WEB SITESINDEN ALINMIŞTIR
ÇANAKKALE ŞEHİTLERİNE MEKTUP
ÇANAKKALE ŞEHİTLERİNE MEKTUPAllahın salat ve selamı rahmet ve bereketi üzerinize olsun.Siz Çanakkale’yi geçilmez yaptınız.“HUBBÜL VATAN MİNEL İMAN” nidalarıyla vatana kurban oldunuz.Kuran, vatan, bayrak, toprak diyerek canınızı siper ettiniz.“Gayri müslimi dost tutan bizden değildir.” dediniz.Resulü Ekrem’e layık oldunuz, komşu oldunuz. On sekiz bin alemin Mustafa’sından şefaat yetkisi aldınız.Siz bu vatana kurban oldunuz.Ben şimdi “Paskalya yortusu’nu” bayram olarak kutluyorum.Ben şimdi senin kanlarınla sulanan o mübarek topraklarda, domuz otlatıyorum.Ben şimdi çocuklarıma ders verdiğim zaman Sure’lerdeki Ayet’lerin bir kısmını öğretmiyorum.Ben şimdi okullarımda 101 temel eserle, 101 kere size layık olamıyorum.Ben çocuklarımızı size getirecektim. Kanlarınızla suladığınız o mübarek toplara yüzümü sürecektim ve çocuklarımıza; “Yarınlarımız, evlatlarımız, canlarımızsınız. Sizler, bizler bayrağımızın altında nefes alalım diye dedelerimiz; işte bu toprakları canlarıyla korudular, kanlarıyla suladılar. Dedelerimize layık olalım, Onların bize bıraktığı emanetlere sahip çıkalım, kim olduğumuzu unutmayalım ki; hem dedelerimize hem vatanımıza karşı görevimizi yapmış olalım. Yarın bizlerde dedelerimizin yanına gittiğiz zaman, bizden sonra gelecekler tarafından, minnet ve şükranlarla anılalım. Bizden sonra geleceklerin, bize yollayacakları FATİHALARLA yoğrulalım.” diyecektim. Sizden özür dileyecektim.Büyüklerim izin vermediler. AB’lerimiz bize kızar dediler. AB’leriniz kim dedim? Newyork’ta, Londra’da, Brüksel’de, Atina’da, Roma’da, Paris’te, Bonn’da, Lizbon’da oturuyor dediler. İçimden “Ahhh.” çektim. Çaresiz bende boyun eğdim. Özür dilerim.Sizler İstanbul’a namert gelmesin diye 250 kiloluk topları omuzladınız. Elleri öpülesi anneleriniz sizleri “Allah indinde tek din İslam’dır.” Hutbeleri ile; vatana kurban verirken kınalamış yollamıştı. Gelenekti bu, kurbanlar kınalanılırdı, annelerinizde sizi kınaladılar, bu vatana kurban verdiler.Şimdi “Allah indinde tek din İslam’dır.” Ayeti Kerim’i yasaklandı. Ben tepki bile göstermedim. Hiç sesimi çıkarmadım. Yasaklayanların kim olduğuna bile bakmadım. Özür dilerim.Domuz besiciliği için destekleme kararları alındı. Domuz eti kasaplık et sınıfında artık. Ben buna da sesimi çıkarmadım. Özür dilerim.Şimdi İstanbul’da devletten kurtarılan bölgelere giremiyoruz, şimdi askerliğin retçileri çıktılar. Biz mi ne yapıyoruz. Seyrediyoruz, seyrediyoruz, seyrediyoruz. Özür diliyorum.Hepimiz Çanakkale’deyiz, hepimiz Türk’üz, hepimiz Mehmediz demeyi unuttuk. “Hepimiz Ermeni’yiz.” diyenlerin kasetlerini dinliyor, kitaplarını, dergilerini, gazetelerini okuyor, televizyonlarını seyrediyorum. Özür dilerim.Ey ecdadım, Edincikli Mehmet, Seddülbahir’deki kahraman Yahya Çavuş, Arapgir’li Tevfik Çavuş, Diyarbakır’lı Emin onbaşı, Uzunköprülü Hasan teğmen ey büyük kahraman Fevzi Çakmak, ölüme meydan okuyan büyük dahi; Mustafa Kemal, mevki komutanım Cevat Paşa haykırışlarımı duyun, sessiz çığlığımı duyun, yürek atışlarımı duyun.Sizlerin canlarınızla koruduğunuz bu toprakları; kanunlar çıkarıp, bir yolunu bulup parayla satıyorlar. Halbuki bu toprakların fiyatı belli. Bu toprakların fiyatı kan. Bu topraklara sizin sağlığınızda gelemeyenler şimdi sizin istirahat ettiğiniz yerde şampanya patlatıyorlar. Orada onları karşılamak için törenler düzenleniyor, tepki bile göstermiyorum, ben de onları seyrediyorum. Özür diliyorum.Mustafa Kemal’inde dediği gibi ölüme beş kala Musaf okumuş, ölüme koşmuştunuz. Sizin Çanakale’de “DUR.” dediklerinizin torunu olan Benedit’in eteklerinden tutuyoruz. Özür dilerim.“Ben Türk’üm.“ deyince; bana “Irkçısın.” diyorlar. Koca koca büyüklerimiz “Ben Türk’üm.” demiyorlar. Camilerin adının yazılı olduğu yasalar şimdi “ibadethane” olarak değiştirildi. Sizin;“Rûhumun senden İlahî, şudur ancak emeli:Değmesin ma’ bedimin göğsüne nâ-mahrem eli!Bu ezanlar-ki şehâdetleri dinin temeli-Ebedî yurdumun üstünde benim inlemeli.” diyerek koruduğunuz toprakların altında sizler istirahat ederken, bu mübarek toprakların altından çıkarılıp bize ekmek verecek yer altı zenginliklerimizi, madenlerimizi yine o sizin “DUR.” dedikleriniz çıkaracaklar. Özür diliyorum.Sizlere yol gösteren büyük değerlerimizin, kabirleri harap iken, Van’da Ermeni Kilisesi’ni tamir ettirdik. Yakında açılışımız var. Sizlerde gelin de; ne haldeyiz seyredin. Emir Sultan Hazretlerinin kabri öylece bize bakıyor. Arapgir’deki Osman Paşa Camisi yıkılmasın diye çadır ile kapatılıyor. Özür diliyorum.Şimdi Hıristiyanlık din diye okutuluyor. Özür dilerim.Cinsiyeti belli olmayanlar geldikleri zaman davul zurnalarla karşılanıyor.Korunması için can verdiğiniz “Türkçemiz” şimdi işyeri adları ile unutuluyor, unutturuluyor. Özür dilerim.Sizlere lâyık olamadım. Özür dilerim. Özür dilerim. Özür dilerim.
Kadir Durak
lebiderya
Kadir Durak
lebiderya
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)